Merhaba Dostlar,
Çok değişik günler yaşıyoruz, yazıyı yazdığım tarihi esas alırsak, ülke olarak, aile olarak. 27 Ağustos 2016 da Mars dünyaya en yakın konumda olacakmış yaklaşık 200 küsür yıl sonra tekrar aynı pozisyona gelecekmiş; hani derler ya dünya gözü ile ancak görme fırsatımız olan bir olay gerçekleşecek. Ben yaşadığımız gezegenle, gezegenimizin içinde bulunduğu güneş sistemi ile, onun içinde bulunduğu galaksi ile ve komşu galaksiler ile ve evrenle tamamen enerji alışverişi içinde olduğumuza inanıyorum. Hani nefes almak kadar doğal geliyor bana bu enerji akışı ve alışverişi. Dünyada yaşayan milyonlarca insan olsak; dil, din, ırk farklılıklarımız da olsa, hepimiz için geçerli olan evrensel yasalar, kurallar, doğrular var. Bir çoğumuzun doğum avantajı var, iyi bir ailede ve iyi bir çevrede doğmak gibi. Tabi buna sahip olmayanlarımız da var. Anne babası olmayan çocuklar var. insan dışında yaratılmış canlılar var, hayvanlar mesela, bitkiler. Yaratılışta evrile, dönüşe amaç mükemmel insana ulaşmak için sonsuz bir değişim dönüşüm devinim var. tüm kitaplı ve kitapsız dinler, din olmayan öğretiler, akımlar, felsefeler, geçmişte bu günde ve gelecekte hep ideal insan olma, sevgiyle uyum içinde yaşama , daha iyi bir dünya yaratmak hedeflidir. Başarılı oldular mı tartışılır, daha doğrusu tartışıyoruz. Ben şimdi başlıkta da belirttiğim gibi hayatı normalleştirmek üzerine konuşmak istiyorum. İyi, doğru , dürüst olmayı seçmek tercih meselesidir. Hepimizin her türlü kötülükten bilgisi olabilir ama biz onu seçmiyoruz, pozitif enerjiyi seçiyoruz. İyiliği ve dürüstlüğü seçiyoruz. Hayatta her şey denge üzerine kurulu, etrafınızda oluşan her şey, konuyla ilgili çok güzel kitaplar ve filmler var, hayatımızda ki tercihlerimizin anımızı ve geleceğimizi nasıl şekillendirdiği ile ilgili. hayatı normalleştirmek, sadeleştirmek, önce biz olmak, varlık için, kendi öz varlığımız için olmak. Nesnelerle var olmamak, zihnimizle var olmak. Eşyalarımız bizim varlığımız için araç mıdır, amaç mıdır? Kendimize karşı dürüst olalım. Hayat kısa o çantayı al cümlesi ne çok döndü sosyal medyada. Hayat kısa o ayakkabıyı al. Al tabi ama o ayakkabı seni mutlu etmeyecek, ruhunu beslemeyecek, geçici hevesler, zihnimizi beynimizi mutlu etmeye çalışıyoruz ama nesneler nereye kadar mutlu edebilir sizi? Hayatı doğaya, doğala en uygun biçimde yaşamaya başlamaz isek, nesneler için değil varlığımız başta kendimiz için, bunun anlamını yaşamımızın içine dolu dolu sokabilirsek o zaman salt varlığımız bizi mutlu etmeye yetecektir. Dünya da çok büyük sektörler dönüyor ticari açıdan, hep tüketmeye yönlendiriliyoruz, çok şekilsel yaşıyoruz ve çocuklarımıza da bu yüzeysel ve şekilsel yaşam biçimini farkında olmadan aşılıyoruz. Mutluluk için öze dönüp sadeleşmek çok güzel bir reçete. Ben yaratılıştaki genetik yapımızın eğer ki sağlıklı ise bizim için en doğru olan seçim olduğuna inanıyorum. Bunu söylerken yaklaşık 20 yıldır saçlarımı boyuyorum, hatta beyazlar çıktığını fark etmedim bile, bir gün baktım ki evet hayli beyaz saçlar var içlerinde. Kendi doğal saç rengimi unuttum. Bir süre uzattım saçlarımın diplerini ve kuaförüme sordum; kendi doğal saç rengimi yapmak istiyorum, aynısını yapa bilir misin? Cevap üzücü oldu biraz; doğal saç renklerini tutturmak imkansız bazı tonlarda, doğalını yapmam ancak benzerini yapabilirim. Böyle insanın içi bir cız ediyor lakin yapacak bir şey yok, beyazı saçlarla dolaş maya cağıma göre boyamaya devam. Şimdilik çok açık doğal sarı [doğala yakın :) ] devamında akmayan kızıl teknolojisi çıkarsa onuda deneyeceğim. Hayatı normalleştirmek; bunu özellikle First Major durumlarda yapmak, yapabilmek, başta kendimiz, ailemiz ve tüm sevdiklerimiz için çok önemli ve gerekli. Hayat karşısında sağlam duruşumuzu göstermek için, sağlam durabilmek için. Geçen gün bir arkadaş meclisinde sohbet ederken bu cümle konuşuldu bende sizlerle paylaşmak isterdim. Hani ideal aile tabloları vardır, Anne baba çocuk, harika bir ev , iş , okul, araba, sosyal çevre. Bence dünyada böyle bir gerçeklik yok Hayat kimseyi es geçmez, milyarlarca kişiyi ezip sıkıştırsın neden onları es geçsin. Mutlaka bizim bilmediğimiz dikenleri vardır dedim. Dünya madem ki bir tekamül ortamı ise her şey iyi ve ideal olsa, sıfır hata, dünyada işi ne o bilinçlerin onlar evrende farklı yerlerde olurlardı.
Hayatımızı sadeleştirip, normalleştirir isek, gerçek mutluluğa bir adım daha yaklaşmış oluruz.
Sevgilerimle...