30 Kasım 2016 Çarşamba
Benim Hala Umudum Var
Merhaba Dostlar. Nasılsınız? Dilerim her biriniz sağlıklı, mutlu ve huzurlusunuz dur. Yasadığım ülkeyi düşününce her sabah uyandığımızda yeni ve farklı felaket haberlerine uyanıyoruz. Bu o kadar umut kırıcı bir durum ki anlatmaya kelimelerim yetmeyecek. Yinede yaşamanın umutsuz olmayacağını bildiğim için hemen kalbimin üzerinde biriken gri kara bulutları dağıtıyorum. Ben değişimlerin bireyde başladığına inanıyorum, damlaya damlaya biriktiğine, çoğaldığına. Şimdi tek kişi olarak başlarsınız kendi hayat mücadelenize, benzerlerinizle kenetlenir siniz ve devam edersiniz. evrensel anlamda doğru tektir (zaman ve mekana göre görecelidir). Şimdi aynı cümlede nasıl kullandım, doğru tek midir , yoksa bir kaç tane mi? Doğru bir kaç tane olabilir. Mutluluk, huzur ve sağlık doğruya ulaşmada ki kullandığımız yolları çeşitli yapabilir. Temel önceliğim, insan da dahil var olmuş tüm canlı formların dünya gezegeni üzerinde eşit hak ve özgürlüklerle, mutlu, huzurlu ve sağlıklı yaşamasıdır. Eğer bunu tüm dünyada hayata geçire bilirsek o zaman evrensel anlamda doğruyu bulmuş olacağız. Tüm kıtalar da yaşayan tüm toplumlar benim yaşadığım yüzyılda MS.2016 sihirli kelimenin koşulsuz sevgi olduğunu keşfetmiş görünüyorlar. Çeşitli gruplar var, topluluklar var yada bireysel çalışan insanlar var. Her biri evrenin işleyişi ile ilgili çeşitli sırları çözüyorlar, bazıları bilimsel bazıları alternatif çözümlemeler. Tüm evrende tek bir hücreden evrenin tamamına kadar bir birimizle bağlantı içerisindeyiz. Bizim var olan duyularımızla bunu hissede mememiz bu enerji bağlantısını yok saymamız anlamına gelmiyor. Kablosuz şarj cihazlarını düşünün elektriğin nasıl geçip şarj ettiğini göre biliyor muyuz? Bu komple ve muazzam enerji ağı ile tüm gezegenimiz bir biri ile ve uzay boşluğunda bulunan diğer nesnelerle bağlantı içindeler. Muazzam büyük bir net work ağından söz ediyorum. Şimdi bu durumda bazılarımız negatif enerji vermeye devam ettiği sürece, bazılarımız haksız hukuksuz işler yaptığı sürece bizde kendi adımıza ne kadar iyi, pozitif, adil, dürüst, sevgi dolu olursak olalım, evrenle olan enerji bağımız eksik kalır. işte bundan ötürü tek kişilik kurtuluş yok ve tüm dünya da ibretlik anlatılan milyonlarca hikayeler yaşanmak ta. Mutlu sonla bitmek, masallarla sınırlı kalmamalı. Bir mutluluk zinciri oluşturacağız, tüm kötülükleri, yalanı, hileyi, aklınıza gelen kötü ve negatif olan her şeyi tam karşıt koşullarıyla yeneceğiz. Oturduğumuz yerden lanetlemekle olmaz bu işler. Birlikte çalışıp çabalamak emek vermek gerek. Benim umudum var, ben yaşarken göremezsem bile diliyorum çocuklarımız yetişkin oluncaya kadar tüm dünyadaki kötülükler, savaşlar, hastalıklar, yalanlar, hileler yok olur. Yeni doğanlar hep vadedilen cennet gibi bir dünya ya gözlerini açarlar. Hayatın değişmez kuralları vardır. Bu kurallara uygun yaşamak bizi alışıla gelmiş yaşam çemberinin içinde tutar. Yinede çok izlemişizdir, aramızda yaşayanlar da olabilir. hani şu ölümle yaşam arasındaki pamuk ipliği durumunu gören yada yaşayan. Neden başkalarının başına geliyor da bizim gelmiyor? Belki de doğru soru Bizim henüz gelmedi?
Yani kendi sıramız gelene kadar ne yapıyoruz, doğru, dürüst, adil ve sevgiyle davranıyoruz düşünüyoruz. Benzerlerimizi bulup gücümüzü paylaşarak artırıyoruz ve ne olursak olalım hayata geliş amacımızı unutmuyoruz.
Sevgiyle kalın.
Yani kendi sıramız gelene kadar ne yapıyoruz, doğru, dürüst, adil ve sevgiyle davranıyoruz düşünüyoruz. Benzerlerimizi bulup gücümüzü paylaşarak artırıyoruz ve ne olursak olalım hayata geliş amacımızı unutmuyoruz.
Sevgiyle kalın.
10 Kasım 2016 Perşembe
10 KASIM
Merhaba Dostlar, bu gün 10 Kasım 2016, Mustafa Kemal Atatürk'ün 78. ölüm yıl dönümü. Her 10 Kasım'da olduğu gibi bu günde hüzünle uyandım, bir yanım eksik. Yeni dünya düzenini yaşadığı çağda görebilen, tüm ülkeye düşünceleriyle, ilke ve inkılapları ile, devrimleri ile çağdaş yaşamın kapılarını aralayan ileri görüşlü insan. Yüz yılın dehası olarak görüyorum bende kendisini dünyadaki milyonlarca insan gibi. Onun düşünceleri ve ilkeleri bana evrensel anlamda da tüm dünyada uygulanabilir geliyor.
Selanik'te ki evini görme şansım oldu. Benim için çok özel bir gündü. Evin içinde ki tüm objeler, özellikle kullandığı kıyafetleri, ayakkabıları; bu gün şu anda alın giyin ve dışarıya çıkın, kalabalığın içinde fark edilirseniz bu ancak ne kadar temiz ve şık olduğunuzla ilgili gözleme dayanır. Bir insan 100 yıl önce de evrensel çizgiyi yakalayabilir mi evet. Orada ki ortamı ve enerjisini hissetmenizi çok isterim görmeyenler var ise. Kıyafet çok somut bir örnek oldu, düşünce ve inkılapları yüzlerce yıl geçerliliğini koruyacaktır. Çok iyi bir okur olduğu için; askeri alanda, siyasi alanda, sosyal alanda, ekonomide, hukukta, politikada, tarımda, devletin tüm idari alanlarında, yasama ve yürütmede, belirlediği yolda ilerleye bilse idik; bu gün dünya hiç görmediği, bilmediği yeni ve farklı bir yönetim biçimi ile karşı karşıya olacaktı. Biz de sosyo-ekonomik alanda örnek gösterilen bir ülke olacaktık. Tabi Dünya artık network şekilde yaşıyor, artık kimse kimseden bağımsız hareket edemez durumda. Ülkeler de buna bağlı, kendi kendinize refah diye bir şey yok, ekonominiz bir yerde ihracat ve ithalatla hareket ediyor, sadece iç piyasa tek başına yeterli değil ülkelerin ayakta kalması için. Yer küremizin sınırlı kaynaklarını eşit ve dengeli paylaşarak, işleyerek yaşamamız gerekiyor, yapabiliyor muyuz? Elbette hayır. Zaten bunun farkında olan yaşayan insan populasyonunun küçük bir kısmı, bir gün paranın yenilip içilemeyeceğini anladıklarında dilerim hala bir dünya gezegenimiz olur.
Mustafa Kemal Atatürk eşine az rastlanır bir entellektüellikle yaşadığı dönemden başlayan ve gelecek yüzyıllarda da geliştirilip sürdürülebilir bir yaşam biçiminin, yönetim biçiminin şifrelerini tüm Türkiye ile paylaşmıştır. Bizler bu bilgileri yaşam ilkelerimiz yapmalıyız. Sadece derslerde okutulanlar ile sınırlı kalamaz. Yaşam biçimine dönüştürdükten sonrada çocuklarımıza öğretmeliyiz ki onlarda evrensel anlamda çağdaş bireyler olabilsinler. Eskiden birlikte çalıştığım işverenim, kendisi çok değerli bir ağabeyimdir, sevdiğim çok sözü vardı, şimdi sizlerle bir tanesini paylaşacağım. "Amerikayı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok" derdi. Elimizde bize hazır olarak sunulmuş bir yaşam biçimi, düşünceler, ilke ve inkılaplar varken onları okuyup anlamalı, içselleştir meliyiz, benim ön göre bildiğim en güzel ve doğru yaşam biçimi bu bizler için.
Atam aradan yüzlerce yıl geçse de, senin evrensel düşüncelerin sadece bizlere değil örnek almak isteyen tüm insanlara, uluslara ışık tutacaktır.
Seni özlemle, minnetle, sevgiyle anıyoruz.
Selanik'te ki evini görme şansım oldu. Benim için çok özel bir gündü. Evin içinde ki tüm objeler, özellikle kullandığı kıyafetleri, ayakkabıları; bu gün şu anda alın giyin ve dışarıya çıkın, kalabalığın içinde fark edilirseniz bu ancak ne kadar temiz ve şık olduğunuzla ilgili gözleme dayanır. Bir insan 100 yıl önce de evrensel çizgiyi yakalayabilir mi evet. Orada ki ortamı ve enerjisini hissetmenizi çok isterim görmeyenler var ise. Kıyafet çok somut bir örnek oldu, düşünce ve inkılapları yüzlerce yıl geçerliliğini koruyacaktır. Çok iyi bir okur olduğu için; askeri alanda, siyasi alanda, sosyal alanda, ekonomide, hukukta, politikada, tarımda, devletin tüm idari alanlarında, yasama ve yürütmede, belirlediği yolda ilerleye bilse idik; bu gün dünya hiç görmediği, bilmediği yeni ve farklı bir yönetim biçimi ile karşı karşıya olacaktı. Biz de sosyo-ekonomik alanda örnek gösterilen bir ülke olacaktık. Tabi Dünya artık network şekilde yaşıyor, artık kimse kimseden bağımsız hareket edemez durumda. Ülkeler de buna bağlı, kendi kendinize refah diye bir şey yok, ekonominiz bir yerde ihracat ve ithalatla hareket ediyor, sadece iç piyasa tek başına yeterli değil ülkelerin ayakta kalması için. Yer küremizin sınırlı kaynaklarını eşit ve dengeli paylaşarak, işleyerek yaşamamız gerekiyor, yapabiliyor muyuz? Elbette hayır. Zaten bunun farkında olan yaşayan insan populasyonunun küçük bir kısmı, bir gün paranın yenilip içilemeyeceğini anladıklarında dilerim hala bir dünya gezegenimiz olur.
Mustafa Kemal Atatürk eşine az rastlanır bir entellektüellikle yaşadığı dönemden başlayan ve gelecek yüzyıllarda da geliştirilip sürdürülebilir bir yaşam biçiminin, yönetim biçiminin şifrelerini tüm Türkiye ile paylaşmıştır. Bizler bu bilgileri yaşam ilkelerimiz yapmalıyız. Sadece derslerde okutulanlar ile sınırlı kalamaz. Yaşam biçimine dönüştürdükten sonrada çocuklarımıza öğretmeliyiz ki onlarda evrensel anlamda çağdaş bireyler olabilsinler. Eskiden birlikte çalıştığım işverenim, kendisi çok değerli bir ağabeyimdir, sevdiğim çok sözü vardı, şimdi sizlerle bir tanesini paylaşacağım. "Amerikayı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok" derdi. Elimizde bize hazır olarak sunulmuş bir yaşam biçimi, düşünceler, ilke ve inkılaplar varken onları okuyup anlamalı, içselleştir meliyiz, benim ön göre bildiğim en güzel ve doğru yaşam biçimi bu bizler için.
Atam aradan yüzlerce yıl geçse de, senin evrensel düşüncelerin sadece bizlere değil örnek almak isteyen tüm insanlara, uluslara ışık tutacaktır.
Seni özlemle, minnetle, sevgiyle anıyoruz.
6 Ekim 2016 Perşembe
OKULLAR AÇILDI 2
Merhaba sevgili arkadaşlar. Okulların açılmasıyla ilgili ekleyeceğim kısa kısa notlarım var, onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Varlığınız için tekrar teşekkür ederim her birinize.
Genelde çocuklarımızın okulları tam gün servis saatleriyle beraber saat 08.30 dan 17.30 a kadar sürüyor. Yani benimki gibi henüz yaşı küçükse çocuğunuzun küçük bedeni bütün gün okulda nerdeyse yetişkin bir bireyin çalışma saatlerine denk gelecek kadar çok zaman geçiriyor. Yorulması çok normal, bazen espiri yaparım bu konuda Sgk ya ödeme yapsak emekli olacak bu çocuklar diye.
Okulda yanına atıştırmalık meyve koymamız, evde hazırlayacağımız mini bir sandvic, yanına koyacağız çerezler, eğer seviyorsa kurutulmuş meyve, benimki yemiyor ne yazık ki kurutulmuş meyve, en azından onların kantinde satılan paketli ürünler dışında atıştırmalıkları olmasını sağlayacaktır. Zaman bulduğunuzda akşamları evde beraber yapacağınız cup cake ler de sınıfa gönderdiğinizde hep hepsi el yapımı olduğu için bayılarak yiyecekler hemde sınıf arkadaşları çocuğunuza o günkü toplu sınıf paylaşımından dolayı teşekkür edecektir. Yaşlar küçük olunca her tülü pozitif desteğe ihtiyaçları oluyor okulda da. Hem siz akşam keyifli beraber bir aktivite yapmış olacaksınız, hemde tüm minikler el yapımı bir atıştırmalık yiyecekler. Bu hafta bir gün yanına koyduğum atıştırmalıklar bitmiş, Voleybol antrenmanından çıkışta aldım onu, evimiz yakın olmasına rağmen "Anneciğim eve kadar açlıktan öle bilirim sanırım dayanamayacağım dedi." yanımda yoktu bir şey, yol üzerinden fırından taze ekmek aldık eve gelene kadar onun ucunu kemirdi. Tabi doğal olarak ertesi sabah 4-5 çeşit şey koydum yanına. Klasik anne tepkisi. Bunları yazarken amman dikkat edin sakın içinize annelik canavarı kaçmasın, hayatta hiç bir detay okuduğumuz kitaplardaki gibi yada gittiğimiz seminer ve eğitimler deki gibi değil, her zaman ideal çizginin dışına çıkmanız gerekebilir önemli olan her durumda en doğru seçeneği seçmeniz. Çocuklar için en birinci gerekli olan SEVGİ, Anne sevgisi, Baba sevgisi ve daha da çok çeşitlendirilebilir.
Bazı günler çantaları çok ağır oluyor, benim kızımın okulunda malzemelerin çoğu okulda kalıyor olsa bile yinede aynı güne denk gelen ders yada etkinliklerden dolayı aynı gün boyu kadar bir esim dosyası , çantası ve spor malzemeleriyle beraber okula gitmesi gereke biliyor. Bende bu konu üzerinde çalışıyorum daha hafifletmenin yolunu bulunca sizinle de paylaşacağım. Resim de kullandığı bazı boyalarını kenarları kilitlene bilen plastik bir kutuya koyup etiket yapıştırıp dolabına bıraka bilirsiniz dedi resim öğretmenimiz. Yedek kıyafetleri okulun kıyafet formatına uygun olsun. Bu konuyla ilgili farklı renkte giydirdiğinizde yada yedeğini öyle koyduğunuzda kibrit kutusunun içindeki kırmızı kibrit çöpü gidi oluyorlar ve kendilerini rahatsız hissediyorlar demişti çok sevdiğimiz değerli bir müdür yardımcımız kızımın okulundaki.
Birde olmazsa olmaz uyku saati, 21.30 u geçmemeli. Yani normalde17.30 da antrenman günleri 19.00 da evde oluyor uyumadan önce hafta içi evde 3,30 yada 2,30 saat geçiriyor. Bu saat dilimine yemek, ders, kitap okumak, oyun, tv, tablet sığıştırmanız lazım, kısa kısa da olsa hepsinden yapması lazım, onlar daha küçücük çocuklar bu koşuşturmada her zaman sevgiyle kucaklamalısınız ki ruhları da doygunluk hissetsin, yapmak istedikleri özel şeyleri mümkün olduğunca reddetmeyin. Zaten hızla akmak zorunda kaldıkları bir okul hayatları var. Hafta sonlarını kurslarla doldurmayın, Pazar günü aile günüdür, kesinlikle hiç bir zamanlı planlı kurs yada benzeri bir aktivite koymayın her kes kendi fri zamanını yaşayacak, aile olarak da bir şeyler yapacaksınız, e arada arkadaşları da olacak zaman geçirmek istediği. Hepsini ortasına sevgi koyup planlarsanız her kes mutlu olacaktır. Biraz öz veri gerekiyor bu durumda hep kendi arkadaşlarımızı düşünmeyeceğiz birazda çocuğumuzun arkadaşlarını düşünüp gerektiğinde onların aileleriyle de zaman geçireceğiz. Zaten muhtemelen çocuklarınız sizin harika yeni arkadaşlar edinmenize neden olacaktır, çok güzel ortamlara ve paylaşımlara girmenize. Dilerim mutlu, huzurlu, eğlenceli ve başarılı bir eğitim dönemi geçirir hepimizin çocukları.
Sevgilerimle...
Genelde çocuklarımızın okulları tam gün servis saatleriyle beraber saat 08.30 dan 17.30 a kadar sürüyor. Yani benimki gibi henüz yaşı küçükse çocuğunuzun küçük bedeni bütün gün okulda nerdeyse yetişkin bir bireyin çalışma saatlerine denk gelecek kadar çok zaman geçiriyor. Yorulması çok normal, bazen espiri yaparım bu konuda Sgk ya ödeme yapsak emekli olacak bu çocuklar diye.
Okulda yanına atıştırmalık meyve koymamız, evde hazırlayacağımız mini bir sandvic, yanına koyacağız çerezler, eğer seviyorsa kurutulmuş meyve, benimki yemiyor ne yazık ki kurutulmuş meyve, en azından onların kantinde satılan paketli ürünler dışında atıştırmalıkları olmasını sağlayacaktır. Zaman bulduğunuzda akşamları evde beraber yapacağınız cup cake ler de sınıfa gönderdiğinizde hep hepsi el yapımı olduğu için bayılarak yiyecekler hemde sınıf arkadaşları çocuğunuza o günkü toplu sınıf paylaşımından dolayı teşekkür edecektir. Yaşlar küçük olunca her tülü pozitif desteğe ihtiyaçları oluyor okulda da. Hem siz akşam keyifli beraber bir aktivite yapmış olacaksınız, hemde tüm minikler el yapımı bir atıştırmalık yiyecekler. Bu hafta bir gün yanına koyduğum atıştırmalıklar bitmiş, Voleybol antrenmanından çıkışta aldım onu, evimiz yakın olmasına rağmen "Anneciğim eve kadar açlıktan öle bilirim sanırım dayanamayacağım dedi." yanımda yoktu bir şey, yol üzerinden fırından taze ekmek aldık eve gelene kadar onun ucunu kemirdi. Tabi doğal olarak ertesi sabah 4-5 çeşit şey koydum yanına. Klasik anne tepkisi. Bunları yazarken amman dikkat edin sakın içinize annelik canavarı kaçmasın, hayatta hiç bir detay okuduğumuz kitaplardaki gibi yada gittiğimiz seminer ve eğitimler deki gibi değil, her zaman ideal çizginin dışına çıkmanız gerekebilir önemli olan her durumda en doğru seçeneği seçmeniz. Çocuklar için en birinci gerekli olan SEVGİ, Anne sevgisi, Baba sevgisi ve daha da çok çeşitlendirilebilir.
Bazı günler çantaları çok ağır oluyor, benim kızımın okulunda malzemelerin çoğu okulda kalıyor olsa bile yinede aynı güne denk gelen ders yada etkinliklerden dolayı aynı gün boyu kadar bir esim dosyası , çantası ve spor malzemeleriyle beraber okula gitmesi gereke biliyor. Bende bu konu üzerinde çalışıyorum daha hafifletmenin yolunu bulunca sizinle de paylaşacağım. Resim de kullandığı bazı boyalarını kenarları kilitlene bilen plastik bir kutuya koyup etiket yapıştırıp dolabına bıraka bilirsiniz dedi resim öğretmenimiz. Yedek kıyafetleri okulun kıyafet formatına uygun olsun. Bu konuyla ilgili farklı renkte giydirdiğinizde yada yedeğini öyle koyduğunuzda kibrit kutusunun içindeki kırmızı kibrit çöpü gidi oluyorlar ve kendilerini rahatsız hissediyorlar demişti çok sevdiğimiz değerli bir müdür yardımcımız kızımın okulundaki.
Birde olmazsa olmaz uyku saati, 21.30 u geçmemeli. Yani normalde17.30 da antrenman günleri 19.00 da evde oluyor uyumadan önce hafta içi evde 3,30 yada 2,30 saat geçiriyor. Bu saat dilimine yemek, ders, kitap okumak, oyun, tv, tablet sığıştırmanız lazım, kısa kısa da olsa hepsinden yapması lazım, onlar daha küçücük çocuklar bu koşuşturmada her zaman sevgiyle kucaklamalısınız ki ruhları da doygunluk hissetsin, yapmak istedikleri özel şeyleri mümkün olduğunca reddetmeyin. Zaten hızla akmak zorunda kaldıkları bir okul hayatları var. Hafta sonlarını kurslarla doldurmayın, Pazar günü aile günüdür, kesinlikle hiç bir zamanlı planlı kurs yada benzeri bir aktivite koymayın her kes kendi fri zamanını yaşayacak, aile olarak da bir şeyler yapacaksınız, e arada arkadaşları da olacak zaman geçirmek istediği. Hepsini ortasına sevgi koyup planlarsanız her kes mutlu olacaktır. Biraz öz veri gerekiyor bu durumda hep kendi arkadaşlarımızı düşünmeyeceğiz birazda çocuğumuzun arkadaşlarını düşünüp gerektiğinde onların aileleriyle de zaman geçireceğiz. Zaten muhtemelen çocuklarınız sizin harika yeni arkadaşlar edinmenize neden olacaktır, çok güzel ortamlara ve paylaşımlara girmenize. Dilerim mutlu, huzurlu, eğlenceli ve başarılı bir eğitim dönemi geçirir hepimizin çocukları.
Sevgilerimle...
4 Ekim 2016 Salı
S E V G İ
Merhaba sevgili dostlar. Bu gün yüzlerce yıldır insanların arasında yaşanan, yaşandığı sanılan ancak gerçekte hep eksik kalan; Dünyada milyonlarca kitaba, müziğe, filme konu olan sevgiyle ilgili sizlerle sohbet etmek istedim. Eksik kalan dedim çünkü tam anlamıyla sevsek başta kendimizi sonra etrafımızdaki diğer canlı ve cansız nesneleri şu anda belki de bu konu yerine farklı bir şeyler hakkında yazıyor olurdum. Hepimiz dünyadaki saf sevgi nedir sorusuna Anne ve bebeği arasındaki sevgidir diye cevap veririz. Sevmek hali insanı çok mutlu yapar, çok pozitif yapar, olumlu ve yapıcı yapar. Gerçekte öylemi biraz da onun altını çizmek istiyorum. Sevgi hayatımızın her anına giriyor. İşte kendimizde, içimizde bu sevgiyi hissedebilirsek etrafımızdaki bir çok şeye karşı, kendi bireysel hayatımızda çok önemli bir değişiklik yapmış oluruz. Bizimle yakın temasta olan başta ailemiz ve arkadaşlarımızın hayatlarına da dokunmuş oluruz. Tüm dünya uluslarında kendileri ve çevreleri için, yaşayan tüm hayvanlar için, doğa için ve etraflarındaki tüm cansız nesneler için saf sevgi duyma hissi gelişse ve yaşansa paylaşılsa nasıl olabilir bir düşüne bilir misiniz? Mümkün olabilir mi bu durum.
İçinizden çok ütopik mümkün değil dediğinizi duyuyorum, hatta dışınızdan. Tüm dünya ulusları, yani en ileri gitmiş sosyo ekonomik çevrelerden, okyanusta bir ada da yeni keşfedilen son yerli halk gibi hani rakamları bir bir ve öteki, bir ve öteki ve daha öteki, bir ve öteki ve daha öteki ve diğeri olan kabile. Daha fazla rakama ihtiyaçları yokmuş beş rakamları varmış sadece. Onlardan biri olarak yaşıyor olabilirdik, mesela , düşünüyoruz şimdi.
Sevgi hayatın anahtar kelimesi bence. Seni seviyorum. Teşekkür ederim. Söyleyince de anlamı yok gibi duruyor. Bi gülümsemeyi, merhabayı, nasılsınız sı esirgiyoruz bir birimizden.
Saf sevgi hissi tüm dünyada var olan her şey için karşılıklı hissedile bilse idi nasıl olurdu? Sanki vadedilen cennet gibi bir şeyden söz ediyorum. İyi, doğru, dürüst yaşarsan daha sonra vadedilen cennet gibi. Var olduğuna inan milyarlar var yer yüzünde. Peki bu nu yaşarken gerçekleştirmek elimizdeyken neden denemiyoruz. İmkansız mı ? Biz mi imkansız ilan ettik. Etrafımıza sevgiyle bakamaz mıyız? Tüm yaşamımızı ve paylaşımlarımızı bütünün hayrına olacak şekilde, doğayı gözeterek ve her varlığın olma hakkına, canlıların yaşam hakkına saygı göstererek yaşayamaz mıyız.
Sadece romanlarda ve filmlerde mi olur bunlar. Gerçek hayatta ne den olmuyor. Ben milyarlarca insan içinden sadece ben yapsam ne olur. Ya benim gibi düşünen ve hissede başkaları da varsa, ya onlar da bunu istiyor ve yapıyorlarsa. Bizden yayılan sevgi titreşimleri birleşip tüm dünyayı saramaz mı? Saf sevgi zararlı bir şey midir? Hepimiz bunu hissedip yapsak, ortada yalan dolan hile kalmasa ne olur. Her esnaf ürününü düzgün satsa, zanaatkar hile hurda olmadan üretse, doğa ile uyumlu olsak, tüm canlılarla, cansızlarla; nasıl olur hayali bile çok heyecanlandırıyor insanı. Gerçi buna benzer kitaplar okuduk, filmler seyrettik. Julle Vern örneğini veriyorum ben genelde, Seksen günde devri alem yazıldığında, Denizler altında yirmi bin fersah, Aya yolculuk hiç biri yapılamıyordu ancak yaklaşık bir 80-100 yıl içinde yazılanlar yapıla bildi. Şimdinin romanları, filmleri, müzikleri de hadi geç olsun olsun 200 yıl sonra yapıla bilsin. Erken mi doğmuşuz. (Belki yine doğarız kim bilir)
Saf sevgiye ve onun gücüne inanıyorum, dünyada dürüstlük, iyilik ve adalet olduğu sürece benim umudum hep var. Bir gün bunu başaracağımıza şu koca evrende yok olup gitmeyeceğimize inanıyorum. Dilerim en kısa sürede olur. Biz istersek yaparsak olur. Evreninin imkanları sınırsız ve temel yapıtaşı sevgi ve sevgi titreşimleri.
Sevgilerimle.
9 Eylül 2016 Cuma
OKULLAR AÇILIYOR 1
Merhaba sevgili dostlarım. Nasılsınız? Dilerim hayatınızı istediğiniz doğrultuda yaşaya biliyorsunuzdur. Yazımı yazdığım tarih itibarı ile Türkiye'de 12.09.2016 tarihi itibarı ile 4 günlük bayram tatiline girmiş olacak. Hepimiz elimizden geldiği kadar, bazen zamanımıza, bazen enerjimize, bazen de bütçemize uydura bildiğimiz tüm tatil yöntemlerini deneyeceğiz. Arkasında yine tüm Türkiye'de ilköğretimin 2016-2017 eğitim yılı başlayacak. Bazı özel okullar ve bazı sınıfların hali hazırda zaten açıldı okulu. Çocuklarımız güzel bir yaz tatilinden çıktılar, özgürce eğlendikleri, dinlendikleri ve okul zamanı geldi. Her çocuğun yaşı ve karakteri bir birinden farklı olduğu için, biz ebeveynlere özellikle bu günlerde çok anlayışlı olmak düşüyor. Tatilden tekrar okul moduna geçecekler. Uyku saatleri öne çekildi ve koşuşturmaları başladı. Mevsimsel olarak ta hepimizde genel bir sonbahara uyum sağlama durumu söz konusu olacak. Kimilerimize okul düzeni iyi gelecek, kimilerimizi okul düzeni sıkacak belki; yazdan sonra. Benim çocuğum gibi çocuğu ilk okula gidenlere önerim; okulu ile ve sınıf öğretmeniyle tam uyumlu ve bağlantı içinde olmanızdır. Çocuğunuz da, okulunuz da ve öğretmeniniz de hepiniz aynı taraftasınız. Beraber yapacağınız hareketler miniğinizin okul hayatını kolaylaştıracaktır. Kendiniz öğretmen bile olsanız kendi çocuğunuz söz konusu olduğunda tarafsız bakmanız yada yaklaşmanız zor olacaktır. Yada 25 kişilik sınıfınızda rahatlıkla kullandığınız yöntemler evde kendi çocuğunuzla birebir baş başa kaldığınız da işe yaramaya bilir. Çünkü çocuğunuz için mesleğiniz ve mesleki formasyonunuzdan önce annesiniz, bunu sakın unutmayın. Diyelim ki bir çoklarımız gibi öğretmen olmayan anneleriz ve okullar açıldı neler yapacağız.
Öğretmenimizin çocuğumuzu tanıması için çocuğumuzu tanıtıcı bir mektup yazacağız. Annesinin gözünden bizim çocuğumuz kimdir, nasıl bir öğrencidir. İnanın öğretmenin işine çok yarayacak ve faydası da çocuğunuza olacaktır. Geçen sene aynı öğretmende olsa b ile kocaman bir yaz tatili geçti, büyüdü ve neler değişti öğretmenini haberdar etmek iyi olacaktır.
Sorumluluk duygusunun artması açısından okul eşyalarını kendisinin hazırlamasına izin veriniz. Unutursa ne olacağını deneyimlemek onu bu konuda çok daha geliştirecektir. Hiç vicdan yapmayın ve arkasından okula yetiştirmeyin, size sızlanmalarına aldırmayın onun sorumluluğu idi bu.
Odasını ve eşyalarını onun ergonomisine göre elden geçirin, aradığını kolay bulsun, okul kıyafetlerini sabah göre bileceği bir yere koyun , ilerleyen haftalarda kendisi çıkarıp koyacak. haftalık ders programı doğrultusunda çantasına malzemelerini kendisinin koymasına izin verin. Tamam o uyuduktan sonra eksik var mı diye kontrol edebilirsiniz ama eksiği siz eklemeyin. Sabah sanki arada beraber bir kontrol yapıyor gibi yapıp eksiği görmesini sağlayabilirsiniz. Ama sakın bunu rutin haline getirmeyin, amacımız kendi kendine yapmasını sağlamak.
Mutlaka ona okul sonrası dinlenme, oynama, ders çalışma, kitap okuma ve tv seyretmek vede ne isterse yapacağı boş zaman tanımlayın. Günlük okul sonrası rutin programını yaparken isterseniz birlikte planlama yapabilirsiniz. Şimdi ilk okul için Servisin saat 17.00 de eve geldiğini varsayıyorum ve akşam 21.30 da uykuya hazırlanmak üzere yatağına yattığını varsayıyorum. Elinizde 4,30 saat var. Bazılarımızın servis geliş ve uyku ihtiyacına göre yarım saat uzayıp kısala bilir ama haftanın 5 günü kesin cuma, cumartesi akşamları biraz esnese de uyuma saatleri bu şekilde.
kısacası kendi kendilerine programlayamayacakları ve kesin bizim destek ve gözetimimiz de yapmaları gereken günlük rutinleri olacak. Yaz tatilinden sonra bu rutine geçmekte hiç kolay olmayacak. Onun için yazımın başında en hoş görülü olmamız gereken zamanlardayız dedim, işte tam da bunu kast ettim.
Okula başlıyoruz konulu paylaşımlarıma sonraki günlerde devam edeceğim. Yorumlarınızda sizden gelen öneri ve paylaşımlara da çok mutlu olurum.
Şimdilik sevgiyle kalın.
26 Ağustos 2016 Cuma
HAYATI NORMALLESTIRMEK
Merhaba Dostlar,
Çok değişik günler yaşıyoruz, yazıyı yazdığım tarihi esas alırsak, ülke olarak, aile olarak. 27 Ağustos 2016 da Mars dünyaya en yakın konumda olacakmış yaklaşık 200 küsür yıl sonra tekrar aynı pozisyona gelecekmiş; hani derler ya dünya gözü ile ancak görme fırsatımız olan bir olay gerçekleşecek. Ben yaşadığımız gezegenle, gezegenimizin içinde bulunduğu güneş sistemi ile, onun içinde bulunduğu galaksi ile ve komşu galaksiler ile ve evrenle tamamen enerji alışverişi içinde olduğumuza inanıyorum. Hani nefes almak kadar doğal geliyor bana bu enerji akışı ve alışverişi. Dünyada yaşayan milyonlarca insan olsak; dil, din, ırk farklılıklarımız da olsa, hepimiz için geçerli olan evrensel yasalar, kurallar, doğrular var. Bir çoğumuzun doğum avantajı var, iyi bir ailede ve iyi bir çevrede doğmak gibi. Tabi buna sahip olmayanlarımız da var. Anne babası olmayan çocuklar var. insan dışında yaratılmış canlılar var, hayvanlar mesela, bitkiler. Yaratılışta evrile, dönüşe amaç mükemmel insana ulaşmak için sonsuz bir değişim dönüşüm devinim var. tüm kitaplı ve kitapsız dinler, din olmayan öğretiler, akımlar, felsefeler, geçmişte bu günde ve gelecekte hep ideal insan olma, sevgiyle uyum içinde yaşama , daha iyi bir dünya yaratmak hedeflidir. Başarılı oldular mı tartışılır, daha doğrusu tartışıyoruz. Ben şimdi başlıkta da belirttiğim gibi hayatı normalleştirmek üzerine konuşmak istiyorum. İyi, doğru , dürüst olmayı seçmek tercih meselesidir. Hepimizin her türlü kötülükten bilgisi olabilir ama biz onu seçmiyoruz, pozitif enerjiyi seçiyoruz. İyiliği ve dürüstlüğü seçiyoruz. Hayatta her şey denge üzerine kurulu, etrafınızda oluşan her şey, konuyla ilgili çok güzel kitaplar ve filmler var, hayatımızda ki tercihlerimizin anımızı ve geleceğimizi nasıl şekillendirdiği ile ilgili. hayatı normalleştirmek, sadeleştirmek, önce biz olmak, varlık için, kendi öz varlığımız için olmak. Nesnelerle var olmamak, zihnimizle var olmak. Eşyalarımız bizim varlığımız için araç mıdır, amaç mıdır? Kendimize karşı dürüst olalım. Hayat kısa o çantayı al cümlesi ne çok döndü sosyal medyada. Hayat kısa o ayakkabıyı al. Al tabi ama o ayakkabı seni mutlu etmeyecek, ruhunu beslemeyecek, geçici hevesler, zihnimizi beynimizi mutlu etmeye çalışıyoruz ama nesneler nereye kadar mutlu edebilir sizi? Hayatı doğaya, doğala en uygun biçimde yaşamaya başlamaz isek, nesneler için değil varlığımız başta kendimiz için, bunun anlamını yaşamımızın içine dolu dolu sokabilirsek o zaman salt varlığımız bizi mutlu etmeye yetecektir. Dünya da çok büyük sektörler dönüyor ticari açıdan, hep tüketmeye yönlendiriliyoruz, çok şekilsel yaşıyoruz ve çocuklarımıza da bu yüzeysel ve şekilsel yaşam biçimini farkında olmadan aşılıyoruz. Mutluluk için öze dönüp sadeleşmek çok güzel bir reçete. Ben yaratılıştaki genetik yapımızın eğer ki sağlıklı ise bizim için en doğru olan seçim olduğuna inanıyorum. Bunu söylerken yaklaşık 20 yıldır saçlarımı boyuyorum, hatta beyazlar çıktığını fark etmedim bile, bir gün baktım ki evet hayli beyaz saçlar var içlerinde. Kendi doğal saç rengimi unuttum. Bir süre uzattım saçlarımın diplerini ve kuaförüme sordum; kendi doğal saç rengimi yapmak istiyorum, aynısını yapa bilir misin? Cevap üzücü oldu biraz; doğal saç renklerini tutturmak imkansız bazı tonlarda, doğalını yapmam ancak benzerini yapabilirim. Böyle insanın içi bir cız ediyor lakin yapacak bir şey yok, beyazı saçlarla dolaş maya cağıma göre boyamaya devam. Şimdilik çok açık doğal sarı [doğala yakın :) ] devamında akmayan kızıl teknolojisi çıkarsa onuda deneyeceğim. Hayatı normalleştirmek; bunu özellikle First Major durumlarda yapmak, yapabilmek, başta kendimiz, ailemiz ve tüm sevdiklerimiz için çok önemli ve gerekli. Hayat karşısında sağlam duruşumuzu göstermek için, sağlam durabilmek için. Geçen gün bir arkadaş meclisinde sohbet ederken bu cümle konuşuldu bende sizlerle paylaşmak isterdim. Hani ideal aile tabloları vardır, Anne baba çocuk, harika bir ev , iş , okul, araba, sosyal çevre. Bence dünyada böyle bir gerçeklik yok Hayat kimseyi es geçmez, milyarlarca kişiyi ezip sıkıştırsın neden onları es geçsin. Mutlaka bizim bilmediğimiz dikenleri vardır dedim. Dünya madem ki bir tekamül ortamı ise her şey iyi ve ideal olsa, sıfır hata, dünyada işi ne o bilinçlerin onlar evrende farklı yerlerde olurlardı.
Hayatımızı sadeleştirip, normalleştirir isek, gerçek mutluluğa bir adım daha yaklaşmış oluruz.
Sevgilerimle...
Çok değişik günler yaşıyoruz, yazıyı yazdığım tarihi esas alırsak, ülke olarak, aile olarak. 27 Ağustos 2016 da Mars dünyaya en yakın konumda olacakmış yaklaşık 200 küsür yıl sonra tekrar aynı pozisyona gelecekmiş; hani derler ya dünya gözü ile ancak görme fırsatımız olan bir olay gerçekleşecek. Ben yaşadığımız gezegenle, gezegenimizin içinde bulunduğu güneş sistemi ile, onun içinde bulunduğu galaksi ile ve komşu galaksiler ile ve evrenle tamamen enerji alışverişi içinde olduğumuza inanıyorum. Hani nefes almak kadar doğal geliyor bana bu enerji akışı ve alışverişi. Dünyada yaşayan milyonlarca insan olsak; dil, din, ırk farklılıklarımız da olsa, hepimiz için geçerli olan evrensel yasalar, kurallar, doğrular var. Bir çoğumuzun doğum avantajı var, iyi bir ailede ve iyi bir çevrede doğmak gibi. Tabi buna sahip olmayanlarımız da var. Anne babası olmayan çocuklar var. insan dışında yaratılmış canlılar var, hayvanlar mesela, bitkiler. Yaratılışta evrile, dönüşe amaç mükemmel insana ulaşmak için sonsuz bir değişim dönüşüm devinim var. tüm kitaplı ve kitapsız dinler, din olmayan öğretiler, akımlar, felsefeler, geçmişte bu günde ve gelecekte hep ideal insan olma, sevgiyle uyum içinde yaşama , daha iyi bir dünya yaratmak hedeflidir. Başarılı oldular mı tartışılır, daha doğrusu tartışıyoruz. Ben şimdi başlıkta da belirttiğim gibi hayatı normalleştirmek üzerine konuşmak istiyorum. İyi, doğru , dürüst olmayı seçmek tercih meselesidir. Hepimizin her türlü kötülükten bilgisi olabilir ama biz onu seçmiyoruz, pozitif enerjiyi seçiyoruz. İyiliği ve dürüstlüğü seçiyoruz. Hayatta her şey denge üzerine kurulu, etrafınızda oluşan her şey, konuyla ilgili çok güzel kitaplar ve filmler var, hayatımızda ki tercihlerimizin anımızı ve geleceğimizi nasıl şekillendirdiği ile ilgili. hayatı normalleştirmek, sadeleştirmek, önce biz olmak, varlık için, kendi öz varlığımız için olmak. Nesnelerle var olmamak, zihnimizle var olmak. Eşyalarımız bizim varlığımız için araç mıdır, amaç mıdır? Kendimize karşı dürüst olalım. Hayat kısa o çantayı al cümlesi ne çok döndü sosyal medyada. Hayat kısa o ayakkabıyı al. Al tabi ama o ayakkabı seni mutlu etmeyecek, ruhunu beslemeyecek, geçici hevesler, zihnimizi beynimizi mutlu etmeye çalışıyoruz ama nesneler nereye kadar mutlu edebilir sizi? Hayatı doğaya, doğala en uygun biçimde yaşamaya başlamaz isek, nesneler için değil varlığımız başta kendimiz için, bunun anlamını yaşamımızın içine dolu dolu sokabilirsek o zaman salt varlığımız bizi mutlu etmeye yetecektir. Dünya da çok büyük sektörler dönüyor ticari açıdan, hep tüketmeye yönlendiriliyoruz, çok şekilsel yaşıyoruz ve çocuklarımıza da bu yüzeysel ve şekilsel yaşam biçimini farkında olmadan aşılıyoruz. Mutluluk için öze dönüp sadeleşmek çok güzel bir reçete. Ben yaratılıştaki genetik yapımızın eğer ki sağlıklı ise bizim için en doğru olan seçim olduğuna inanıyorum. Bunu söylerken yaklaşık 20 yıldır saçlarımı boyuyorum, hatta beyazlar çıktığını fark etmedim bile, bir gün baktım ki evet hayli beyaz saçlar var içlerinde. Kendi doğal saç rengimi unuttum. Bir süre uzattım saçlarımın diplerini ve kuaförüme sordum; kendi doğal saç rengimi yapmak istiyorum, aynısını yapa bilir misin? Cevap üzücü oldu biraz; doğal saç renklerini tutturmak imkansız bazı tonlarda, doğalını yapmam ancak benzerini yapabilirim. Böyle insanın içi bir cız ediyor lakin yapacak bir şey yok, beyazı saçlarla dolaş maya cağıma göre boyamaya devam. Şimdilik çok açık doğal sarı [doğala yakın :) ] devamında akmayan kızıl teknolojisi çıkarsa onuda deneyeceğim. Hayatı normalleştirmek; bunu özellikle First Major durumlarda yapmak, yapabilmek, başta kendimiz, ailemiz ve tüm sevdiklerimiz için çok önemli ve gerekli. Hayat karşısında sağlam duruşumuzu göstermek için, sağlam durabilmek için. Geçen gün bir arkadaş meclisinde sohbet ederken bu cümle konuşuldu bende sizlerle paylaşmak isterdim. Hani ideal aile tabloları vardır, Anne baba çocuk, harika bir ev , iş , okul, araba, sosyal çevre. Bence dünyada böyle bir gerçeklik yok Hayat kimseyi es geçmez, milyarlarca kişiyi ezip sıkıştırsın neden onları es geçsin. Mutlaka bizim bilmediğimiz dikenleri vardır dedim. Dünya madem ki bir tekamül ortamı ise her şey iyi ve ideal olsa, sıfır hata, dünyada işi ne o bilinçlerin onlar evrende farklı yerlerde olurlardı.
Hayatımızı sadeleştirip, normalleştirir isek, gerçek mutluluğa bir adım daha yaklaşmış oluruz.
Sevgilerimle...
29 Haziran 2016 Çarşamba
Terörü Lanetlemenin yanında ne yapmalıyız!
Şimdi bizim çok sağduyulu olmamız lazım, birlik beraberlik içinde olmamız lazım, terörü kuru kuru lanetleyerek olmaz. Terörün karşısında eğitim, öğretim durur, çağdaş yaşam durur, Atatürk ilke ve inkilaplarının kitaplardaki cümlelerde kalmayıp tüm hayata geçirilmesi gerek, her semtte, ülkenin her şehrinde, eğitilip aydınlandınırlarsa ancak terörist olmazlar, böyle Can'lar alamazlar. Farkındalığımız yüksek ise ben ne yapabilirim demeden ışığımızı başta çevremize ve elimizin ulaştığı her yere yaymalıyız. Çok üzgünüm, her hangi birimiz olabilirdik Atatürk Hava Limanı'nda, şanslıyız diyemiyorum şimdi her kes bir gün bir yerde karşılaşmasını mı bekleyecek. Beklemeyelim ışıldayalım ve zaman için de yok edelim bunları. Bu iş politikanın dışında, hangi partili olma meselesi değil artık memleket meselesi. Söz konusu memleket olunca gerisi teferruat demiş çok da güzel söylemiş. Her birinizin benzer düşündüğünü hissediyorum, nacizane tekrar paylaşmak istedim, bir olduğumuzun altının vurgusunu kalın kalın kalemle yapmak istedim. Biz yaparsak olacak, elimizden geleni yapalım, etrafımızdaki herkesin eğitimi, öğretimi ve bilinçlenmesi için. Bunu çocuklarımıza borçluyuz, geleceğimize borçluyuz. Terörsüz güzel günlerin en kısa zamanda gelmesi, olması dileğimle. Sevgilerimle, hayatın akışında ve güvende olun.
17 Mayıs 2016 Salı
HAYATIMIZIN DEGERINI BILELIM
Merhaba sevgili dostlarım, uzun bir aranın ardından tekrar yazabiliyorum şimdi. Bu süre içinde çok konu düşündüm sizlerle paylaşmak için, en sonunda bunu seçtim, başlıktan da anladınız elbette.
Sevgili dedem vefat etti, ilk katıldığım defin işlemiydi. Benim hayata bakış açımı tamamen değiştirdi. Artık neyin önemli neyin önemsiz olduğu konusunda çok açık önümdeki her şey.
Hayatınızı nasıl yaşamak istiyorsanız öyle yaşıyorsunuz, bazen de şımarıkça, umursamazca, önemsizmiş gibi harcıyorsunuz; harcıyoruz. Sizin için hayatınızdaki en önemli anları getirin şimdi aklınıza. birkaç saniye gözlerinizi kapatın, yetmez tabi belki bir kaç dakika. Farkında mısınız aklına gelen anlarınız genelde en mutlu olduğunuz anılarınız oldu ve o anlarınızı ya ailenizle yada çok sevdiğiniz dostlarınızla geçirdiniz (arkadaşlarınızla).
Dostlarınız aynı zamanda en üzüntülü iken de yanınızda olurlar. Bunu çok iyi biliyorum çünkü dedemin vefatında bizzat kendi gelerek, arayarak, mesaj ile, her türlü sosyal medya ve iletişim yöntemlerini kullanarak bana destek veren yüzlerce eşim, dostum, arkadaşım, ahbabım oldu. Üzüntü paylaşılınca hafifledi, daha kontrollü oldu, kendinde ve kontrollü olunca ayakların yere sağlam basınca etrafımdaki her kese destek olabildim. Dedem tüm hayatı boyunca çok temiz ve titiz yaşamış, kendine ve kişisel bakımına çok önem veren, var olan koşullara rağmen çok çalışmış, hiç yalan söylememiş, dilinden yaradanın kelamı hiç düşürmemiş, gönülden inanmış, kalbiyle inanmış, gönül ve kalp gözü açık bir insandı. Eski Türk tarihi ve Orta Asya da ki hayatları konusunda tanıdığım en bilgili insandı. Değişim ve dönüşüme inanmaz dan önce dedemin nasıl olur da Türk tarihini böyle gözüyle görmüş gibi anlattığını tüm o Kağan'ların isimlerini aklında tuttuğunu, savaşları hamle hamle nasıl bildiğini ve tüm Türk boylarını nasıl böyle ayrıntılı hatırladığını anlayamazdım. Ama dediğim gibi Reenkarnasyona inanmaya başladığımdan beri şimdi daha iyi anlıyorum, bir çok bilgisinin yaşanmışlıklardan kaynaklandığını. Dedemin bir notunu sizinle paylaşma istiyorum;"Çocuklar sürekli hoplar , zıplar , hiç yerinde duramazlar, ruhları bizimle aynıdır, koskocaman bir ruhu o kadar küçük beden koyarsan enerji patlaması yaşaması çok normaldir." derdi.
Bu günlerde dedem gibi insanlar kalmadı pek, "Benim bütün arkadaşlarım mezarlık talar" derdi; bu cümleye hiç dayanamazdım ben, çok üzülürdüm. Yani 100 yaşına kadar yaşamak insan için nasıl bir durumdur tartışılır zannımca.
Kalp gözü açıktı ve farkındalığı çok yüksekti dedemin, son zamanlarında ki bu yaklaşık son 20 yılını kapsıyor dünya işleri ile pek alakası yoktu (hoş yaşarken de dedem tüm dünyevi işlerini kararında yapardı, dünyadan farklı bir alem olduğunu, buranın zahiri bir yer olduğunu asıl kalıcı zamanların bundan sonra gidilecek yer olduğunu; ebedi mekanında , zamansız zamanlarda olduğunu bilirdi ve maddi ve manevi dünyasını dengelerdi. Dünyevi işler daha çok anneanneme kalırdı. Anneannem dedemin vefatını söylediğimiz de 10 dakika sonra sonsuz şükür ki konuşulanı unutmuştu, dedemden 12 yaş küçük kendisi. Aslında yaşlılıkla gelen bunama belirtileri Alzheimer başlangıcı bu konuda bi işe yarayıp, birde dedemin üzüntüsünü hissettirmedi anneanneme.
Yani uzuuun bir hayat yaşadılar, yaşıyorlar ve son demlerinde de hayat arkadaşın vefat ediyor ve onu hatırlayamıyorsun bile, ben buna hiç de zalimsin zaman diye yaklaşmıyorum. Hayatta sebepsiz ve raslantısal hiç bir şey olmaz, kelebek etkisi gerçektir, her detay önemlidir ve toplanıp hayatımızı oluştururlar (bizim seçimlerimizle beraber) .
Bizler yaşadığımız her günün sanki son günümüz muş gibi yaşayarak zamanımızı, hayatımızı iyi geçirmeyi seçmeliyiz. Sonsuz şükürde olmalıyız, saçma sapan ve değersiz sorunlarımızı unutup gerçeklerin farkına varmalı, Hayata geliş amacımızı sorgulamalı ve önümüzde açılan türlü türlü alemler, konular, insanlar arasında amacımızı, yönümüzü bulup ona yönlenmeli ve gerçek insan olma yönünde adımlar atmalıyız.
Her meslekten olabiliriz, yada mesleğimiz olmaya bilir, her ırktan olabiliriz, yada dinden, dinimiz olmayabilir; her nerede ne şekilde olursak olalım en iyisini, en güzelini, en doğrusunu olalım. Hayatımızın değerini kuru kuru biliyorum ile olmaz, buna yürekten inanın, sevin, doğayla bütünleşin, doğaya karşı değil doğa ile birlikte hareket edin, gezegenimizi ve üzerindeki canlı cansız her şeyi eşit önemde sevin ve ilgi gösterin, en önemli sizsiniz ve aynı zamanda her biriniz içinizde taşıdığınız can ile ruhunuz ile yaradandan bir parça taşımaktasınız bunu bir anlamı olmalı, değil mi?
Sevgi ve dürüstlük yolunuzu aydınlatsın, en sıkıştığınızda çözüm gözünüzün içine girsin dilerim.
26 Şubat 2016 Cuma
ELİMİZDEN KAYIP GİDENLER
Merhaba Sevgili Dostlar,
Nasılsınız? Yazacak mutluluk verici şeyler olsun çok isterdim ancak bu günlerde ailecek sağlıkla ilgili olarak deneniyoruz. Anneannem ve dedemin sağlık durumları her geçen gün geriliyor. Tıbbın ve teknolojinin zaman ve yaşam döngüsü karşısında çaresizliğine her gün tanık oluyorum. Zaten o sıkıntılarını gördükçe yaşadıkça yaşamak mı iyi yoksa acıları dindirmek mi dilim varmasa da malum kelimeye hayatın akışında doğal ve normal olan ölümde. OLan da hayr vardır deyip kucaklıyoruz, bu günlerde çok söyledim bu yazacağım cümleyi, doktorların anne babaları sonsuza kadar yaşardı eğer tıp her zaman çare bulabilseydi hastalıklara.
Herkes yüz yaşına yada yüz elli yaşına kadar yaşasaydık ama diyelim ki biyolojik yaşımız otuza geldiğinde vücudumuzun yaşlanması dursa idi, bu yaşlanmaya bağlı çıkan hastalıklar hiç olmasa idi.
Çocukken ölüm haberleri bu kadar kulağıma çalınmazdı. Kızım mayısta 7 yaşında olacak, "Anneciğim yaşlılar önce ölür gençler daha sonra değil mi?" diyordu geçenler de. Ben de tatlım genel olarak öyle ama bunu kimse bilemez. Biz olumlu ve iyi düşünelim deyip konuyu değiştiriyorum hemen. Ölümle karşılaşmaya hazır değilim.
Bu gün enerjimi çok düşük hissediyorum. Ben hayrın da şerrin de yaşamdan geldiğini bilirim, inanırım. OLandaki mesajı görmeye çalışırım. Ayna varmış gibi elimde, ne den bana bu OL du? Buradaki mesaj nedir? Anlayabilirsem ne ala, çözülür gider konu art arda.
Hayata rağmen değil hayatın akışında; hayatla akışta, huzurda, sağlıkta ve güvende kalın. Her birinizi seviyorum.
İstatistiklerime bakıyorum kaç kişi okumuş diye, her seferinde o rakamların arttığını görmek ne büyük mutluluk, bu paylaşımı hissetmek. Her neredeyseniz iyi ki varsınız? Değerli zamanlarınızdan bana da ayırıyorsunuz, sonsuz teşekkür ederim, varlığınız için.
Sevgilerimle Dostlar...
12 Şubat 2016 Cuma
ZAMAN BİZİ BEKLER Mİ?
Merhaba, her zaman ki gibi iyilik güzellik, sağlık, mutluluk ve huzur dileyerek başlamak istiyorum bu gün ki yazıma. Zaman sahip olduğumuz en kıymetli ve geri dönüşümü olmayan sahip olduğumuz saniyede geçmiş olan, geçerken yaşanmışlıklarım ile hayatımızı anlamlı kılan dünyamızdaki tüm insanlar, canlılar ve cansızlar için eş değer olan tek şeydir. Şey diyorum varlık değil, tüm evrende farklı, her ne kadar biz dünya gezegenimizde kendimizce bir saat dilimi kullanıyor isek her galaktik sistemde evrende aynısı olacağını iddia edemeyiz, değilde. Dünyevi koşullarımızı düşündüğümüzde zamanı durduramıyoruz. Zamanda ileri geri gidemiyoruz. Bu yazıya başladığım an ile bu cümleyi yazdığım an arasında dakikalar geçti. Siz okuyana kadar muhtemelen günler geçecek. Zamanın nasıl kıymetli olduğunun biraz üstünü açabildim mi? Başlığı biraz parlata bildim mi? YOK çok sanmıyorum. Henüz anlamadık kıymetini. 1980-1990 yıllarında 2000 yılı oooooo ne kadar uzaktı bana, milenyum. Hayal ederdim 2000 yılı nasıl olacak diye, hesap yapardım kaç yaşında olacağım diye. Şimdi ben bu yazıyı yazdığımda 12.02.2016 dayım. Artık hangi yıl kaç yaşında olacağım diye hesap yapmayacağım yaşlardayım. Zaman planlamasını çok iyi öğrenip, en değerli sahip olduğumuz anlarımızı daha anlamlı kullanmanızı istiyorum. Ben yapa biliyor muyum, hayır! elimden geleni yapıyorum, ve anı yaşamanın anlamını kavradıkça geçmişte kaçırdığım zamanlarım için üzülüyorum.
Zaman hiç birimizi beklemiyor. Hiç bir planı ertelememek gerekiyor. Aklınıza koyduğunuzu yapın. Öyle br denge kurmak lazım ki yaşarken, iş, aşk, arkadaşlık, eğitim aklınıza gelebilecek her konuda bir saniye sonra olmayacakmış sınız gibi coşkulu yaşamalısınız her detayı. Hayatın akışına bırakıp kendimizi. Bazı finansal kitaplarda kazandığınız parayı 3'e bölün. 1.sini günlük harcamalarınızda, 2.sini özel harcamalarınızda (bir doğum günü hediyesi, bozulan bir beyaz eşya, bir seyehat ) 3.sünü hayat ne mat meseleleriniz de kullanın diye yazarlar. Ben bunu zaman ve eşyalara uyarladım sizinle de paylaşmak istiyorum. Boş zaman diye bir şey yoktur. Zamanınız her salisesi eşsiz ve kıymetlidir. Yapmanız gereken mecburi işlerimizi yaparken bile kendimize özel anlar bırakmamız gerekiyor. Sevdiğimiz ve önemsediğimiz her kese gerekli zamanı ayırmamız gerekiyor. hayatımızı kazanmak için çalışmak zorundayız, çalışırken küçük aralıklarda özel anlar paylaşımlar yapmamız gerekiyor. Her eşyamızı yerinde kullanmalı, hiç bir özel gün yada kişi diye saklamalıyız, en özel anımız şu anımız olabilir, daha fazlasının garantisi yok, çünkü en özel an şu andır. Diyelim ki sahip olduğumuz zamanı paylaştırıyoruz, 1. yemek, dinlenmek, uyumak, işe gitmek gibi zorunlu zamanları kullanıyoruz. 2. birinci kullandığımız zamanlarımızın hazırlıkları veya aileye eşe dosta ayrılan zamanlar. 3 üncüsü kesinlikle kendinize ayıracağınız zamanlar; bu zamanlar süre belirtilmeden kullanılan zamanlarınız. Sadece kendinizle baş başa olduğunuz kaldığınız kendinizi dinlediğiniz zamanlar(bundan ödün vermek size bol miktarda yaşanmamışlık bırakır) belki 3 dakika olabilir belki 24 saat yada belki bir kaç saniye bu ihtiyacınıza göre değişir, ancak zamanınızın en değerli sahipliğiniz olduğunu, geri dönüşüm olmadığını ve sadece bir yönlü ilerlediğinizi düşünürsek her anımızın nasıl özel ve anlamlı olduğunu anlamış oluruz.
Hayatın akışında ve güvende kalın, Sevgilerimle.
2 Şubat 2016 Salı
HAYATTA SADECE KENDINE GUVENEBİLİRSİN
Merhaba, dilerim son yazımdan beri güzel günler geçirmişsinizdir. Her biriniz iyi ve sağlıklıdır. En önemlisi de her biriniz hayatın akısın da ve güvende ve mutludur. Kendimce çok önemli bulduğum bir konuyla ilgili yazmak istiyorum. Sizinle paylaşmak istiyorum.
Hayatta sadece kendine güvenebilirsin, aslında bu cümleyi "Hayatta sadece kendine güvenmelisin." olarak değiştirmeliyim. Ben yetişkinim iki üniversite bitirdim evliyim,anneyim, çalışıyorum. Nacizane başta kendime ve gıyaben hepinize sözüm bu.
Ayaklarımız yere basmalı, mesleğimizi elimize almalıyız ve kendi ekonomik özgürlüğümüz mutlaka olmalı. Ailemizin her şeyi olabilir yada hiç bir şeyi olmaya bilir. Biz kendi donanımlarımızı edinip her ne olurlarsa olsunlar onları geliştirip, besleyip kendi ayaklarımız üstünde durmalıyız. Geleceğimize yön vermeyi henüz çözümleyip, özümseyip yapamadığımıza göre ne olacağını bilmiyoruz. Bu durumda her anımızı kendi gücümüze göre planlamalıyız. Eğer kendimize güveniyor isek, aldığımız kararları yerine getirebilecek isek, harekete geçmeliyiz. Her şey insan için. Bizim duyduğumuz duymadığımız, bildiğimiz bilmediğimiz, gördüğümüz görmediğimiz milyonlarca davranış iyi yada kötü yaşanıyor dünyada. Eğer yumuşak bir karnın olmasını istemiyorsan hem açık olacaksın su gibi şeffaf olacaksın, hemde görünmez kalkanların olacak, can dostlarına gönül dostlarına açacaksın dünyanı,ancak başkalarına karşı görünmez kalkanın hep duracak yerinde. Doğruluk ve güven üzerine kuracaksın ilişkilerini. Gözün kapalı güveneceğin can dostların olacak hayatta, yoksa dur düşün nerede hata yaptın acaba? Yinede akıl mantık şuur üçlüsü her zaman karar mekanizmanın dişlileri olacak. Her şeyde yaratanın suretini bulacaksın, yaratanın sevgisini bulacaksın. Çok sevdiğim bir akrabam derdi ki, yolda gördüğün taşı bile taş deyip geçme ne olduğunu bilemezsin. Ne çok anlamlar çıkar bu cümleden. katman katman yazılır, konuşulur; hatta bir hikaye bile çıkar içinden. Bir gün maden mühendisi bir başka akrabamın evindeyken çeşitli doğal taşları gösteriyordu bana; üzerilerinde, içlerinde ne manzaralar saklı. İşlenmemiş tarafını görsen yoldaki taşlardan birisi dersin dönüp bakmazsın bile, işlenmiş hallerini gösterince inanamadım içlerindeki güzelliklere. Her bir doğal taşında farklı etkileri var üzerimizde,bunu araştırıp öğrenip başka bir sohbetimizde paylaşacağım.
Kimlere kayıtsız şartsız güveniyoruz ve bu güvenimizin sonunda neler buluyoruz? Bi düşünelim. Ben insanlardan ve insanlıktan umudumu hiç bir zaman yitirmedim. Çok üzüldüğüm toplumsal katliamlar, bireysel kazıklanmalar yaşadım elbette. Hiçbiri hakiki insana olan inancımda bir değişiklik yapmayı başaramadılar. Sadece kendimize sigorta gibi görüyorum, burada da sizlerle onun için paylaşmak istedim. Hayatta sadece kendine güvenirsen gelecekte başın ağrımaz, tatsız süprizler ile karşılaşmazsın. Hayatta hep bir B planın olacak gerekirse C planın bile olacak. Çok uzak gelecek için değil şu an için bu planların, daha iyi yaşaman için ve eğer çocuk sahibi isen o çocuklar kendi ayakları üzerinde durana kadar onlara destek olabilmen için. İnsanların ihtiyaçları farklı farklı dır birbirinden. Senin hikayen, yaşadığın hayatın, bana göre yaratılan her şey özel ve güzel ve de öyle kalayı hak ediyor peki kala biliyor mu? Yada yaratılıştan, doğuştan bazı şartları bula biliyor mu? Hayat adil değil diyoruz. Öyle kanıksamışız ki bu cümleyi. OLandaki hayrı görüp yolumuza devam edeceğiz. Zaten insan psikolojisinin yegane önemli cümlesi HAYIRLISI.
Her birinize zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle.
14 Ocak 2016 Perşembe
YASAM VE OLUM UZERINE
Merhaba. Bu gün çok hüzünlü bir günüm deyim. Yıllardır tanıdığım çok sevdiğim bir dostumun, arkadaşımın babası vefat etti. Dedem 12 gündür hastanede; kalçasını kırdığı için ameliyat oldu, başka bir arkadaşımın babası kalpten ameliyat oldu. Yaşam ile ölümü, hayat mücadelesini o kadar yakinen hissediyorum ki şu anda. Sevdiğimiz her kes dilerim uzuuuuuuuun yıllar boyunca yanımızda olur. Hoş ölüm son mudur desem; hiç birimiz ne evet ne de hayır diyebiliriz. Yıllarca yaşadığımız anılarımızı zihnimizden kim silebilir. Onların bize kattığı değerleri.
Sanırım hayatta neden geldiğimizi, sadece etten kemikten olmadığımızı, uyumak uyanmak yemek yemek çalışmak dışında da hayata geliş amacımızı anlamak. Neden var olduk? İçimizdeki özümüz ölmüyor dünyadaki kitaplı ve kitapsız dinlerde ve tüm inanışlarda özümüzün ruhumuzun ölmediğini söyler. Bedenimiz dir ölen ve onun da bozunmaya başlaması normaldir. Dünyevi bedenimize göre düşünürsek topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Olanda aynen budur. Özümüz bir enerji misali içimizden çıkar ve farklı bir boyuta geçer. Nereye gider, tekrar bedenlenir mi, tekrar reenkarne olur mu? Yoksa dünya da ki işi bitmiş midir?
Ben dünya ya gelişimizin her birimiz için bir amaca hizmet etmek olduğuna inanırım. Burası bir tekamül yeridir. Gerçek insan olmak için, daha iyi bir insan olmak için, bir olmak için, tüm evrensel doğrulara beraberce ulaşmak için gelinen önemli bir yer.
Almamız gereken dersleri alana kadar tekrar tekrar çıkar karşımıza düzelmesi gereken yanlarımızla ilgili olaylar. Karma, yada hayatın dengesi yada yadalar çoğala bilir çünkü son dönemlerde çok fazla uyanış var kişilerde. Artık daha bilinçliyiz. Hayatı anlamaya çalışıyoruz. Her kes kendi yaşama amacını bulmaya çalışıyor. Yaşadıkça eskiden sahip olduğum mesleklerin eğitimlerin aslında o kadar da önemli olmadığını öğreniyorum. Önemli olanın kişisel içsel yolculuğun olduğunu, bununda yaşama amacına hizmet ettiği için önemli olduğunu öğrendim. Hayatımızda karşımıza çıkan tüm insanların, nesnelerin, olayların hiç birinin tesadüf olmadığını, tüm bunların bizim hayat yolculuğumuzda oması gereken durumlar olduğunu anladım. Bu açıdan yaklaşınca yaşananların nedenini anlamanız ve size verilen mesajı görmeniz gerekiyor. Hayat siz onu görene kadar sürekli tekrarlayacak zaten. Düşünceleriniz bunları şekilllendiriyor, karşınıza neler çıkacak; bilinçli ve bilinçsiz düşünceleriniz sizin karşınıza yaşadıklarınızı çıkartıyor.
Kayıplarımızın aramızda olmaya devam ettiğine inanıyorum, eğer bizimle yaşayacakları bitmemiş ise. Zaten anılarımızda kodlular her biri. Hücrelerimizde tüm bilgiler var ama bizler bilincimizi geliştirdikçe açtıkça tekamülümüzün düzeyine göre onlara ulaşabiliyoruz.
tüm sevdiğimiz kayıplarımız için huzur diliyorum, onların aydınlık içinde olmasını diliyorum, yolları ışık olsun.
Hayatın akışında ve güvende olalım, sevgiyle kalın.
Sanırım hayatta neden geldiğimizi, sadece etten kemikten olmadığımızı, uyumak uyanmak yemek yemek çalışmak dışında da hayata geliş amacımızı anlamak. Neden var olduk? İçimizdeki özümüz ölmüyor dünyadaki kitaplı ve kitapsız dinlerde ve tüm inanışlarda özümüzün ruhumuzun ölmediğini söyler. Bedenimiz dir ölen ve onun da bozunmaya başlaması normaldir. Dünyevi bedenimize göre düşünürsek topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Olanda aynen budur. Özümüz bir enerji misali içimizden çıkar ve farklı bir boyuta geçer. Nereye gider, tekrar bedenlenir mi, tekrar reenkarne olur mu? Yoksa dünya da ki işi bitmiş midir?
Ben dünya ya gelişimizin her birimiz için bir amaca hizmet etmek olduğuna inanırım. Burası bir tekamül yeridir. Gerçek insan olmak için, daha iyi bir insan olmak için, bir olmak için, tüm evrensel doğrulara beraberce ulaşmak için gelinen önemli bir yer.
Almamız gereken dersleri alana kadar tekrar tekrar çıkar karşımıza düzelmesi gereken yanlarımızla ilgili olaylar. Karma, yada hayatın dengesi yada yadalar çoğala bilir çünkü son dönemlerde çok fazla uyanış var kişilerde. Artık daha bilinçliyiz. Hayatı anlamaya çalışıyoruz. Her kes kendi yaşama amacını bulmaya çalışıyor. Yaşadıkça eskiden sahip olduğum mesleklerin eğitimlerin aslında o kadar da önemli olmadığını öğreniyorum. Önemli olanın kişisel içsel yolculuğun olduğunu, bununda yaşama amacına hizmet ettiği için önemli olduğunu öğrendim. Hayatımızda karşımıza çıkan tüm insanların, nesnelerin, olayların hiç birinin tesadüf olmadığını, tüm bunların bizim hayat yolculuğumuzda oması gereken durumlar olduğunu anladım. Bu açıdan yaklaşınca yaşananların nedenini anlamanız ve size verilen mesajı görmeniz gerekiyor. Hayat siz onu görene kadar sürekli tekrarlayacak zaten. Düşünceleriniz bunları şekilllendiriyor, karşınıza neler çıkacak; bilinçli ve bilinçsiz düşünceleriniz sizin karşınıza yaşadıklarınızı çıkartıyor.
Kayıplarımızın aramızda olmaya devam ettiğine inanıyorum, eğer bizimle yaşayacakları bitmemiş ise. Zaten anılarımızda kodlular her biri. Hücrelerimizde tüm bilgiler var ama bizler bilincimizi geliştirdikçe açtıkça tekamülümüzün düzeyine göre onlara ulaşabiliyoruz.
tüm sevdiğimiz kayıplarımız için huzur diliyorum, onların aydınlık içinde olmasını diliyorum, yolları ışık olsun.
Hayatın akışında ve güvende olalım, sevgiyle kalın.
7 Ocak 2016 Perşembe
MELEKLER HER YERDE
Merhaba. Nasılsınız? Yine her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum. Hayatta en önemli olanın sağlığımız olduğunu söylemek, altını en kalın markerla çizmek istiyorum. Sağlığımız yerinde ise, vücut bütünlüğümüz, aklen ve bedenen sağ salim isek sahip olmamız gereken en önemli yetimiz var demektir. Geri ye kalan diğer tüm yaşamsal ve kültürel isteklerimizi yerine getirmek için en önemli yetimiz sağlığımız yerinde olsun, gerisini biz yapabiliriz. Sağlığımızı korumamız için neler yapmamız gerekiyor ise tüm bunları araştırıp öğrenip hayatımıza uygulamalıyız. Tıpkı yüz yıkamak, diş fırçalamak, saç taramak gibi rutin hale getirmeliyiz. Bütün bunları hepimiz biliyoruz, ben yinede yazacağım. Biliyoruz, peki uyguluyor muyuz? Hayatımızda eğer iyi bir insan olmak istiyor isek; kendimize, ailemize , çevremize artı değerler katmak istiyor isek, her detaya dikkat ederek özen göstererek yaşayacağız. Boş ver, bir şey olmaz, adam sende ne olacak. Tüm bunları deme lüksümüz yok. Gereken tüm önlemleri alarak her zaman farkında ve dikkatli olarak yaşayacağız. Canınızın istediği her şeyi yapabilirsiniz. Her davranışınızın neden sonuç ilişkisi karşınıza ne çıkaracak sorumlusu sizsiniz? Seçimleriniz ve sonuçlarından kendinizden başka kimi suçlayabilirsiniz?
Şimdi dün başıma gelen ve sonsuz mutlu olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum sizinle. Hayatımızda meleklerle iç içe yaşıyoruz, etrafımızda çepe çevreler. Ne zaman onlara ihtiyaç duysanız bir yerlerden çıkıp o sihirli dokunuşu yapıyorlar ve sonra hiç bir şey olmamış gibi günlük yaşama geri dönüyorlar. Bu genelde karşılıksız yapılan bir yardım oluyor, bir iyilik. Çok yerli yerinde yapıldığı için, tam yerini bulduğu için karşılığı olmuyor; isteseniz de karşılığını bulamazsınız. Böylece yapılan bu iyilik bir iyilik zinciri başlatmış oluyor, siz acil durumunuzda karşılaştığınız bu iyilikten dolayı, aynı modla bi benzerini yapıyorsunuz ama ne sır, sağ elin soldan haberi olmuyor, diğer kişi başkasına yapıyor derken derken bu zincir uçsuz bucaksız büyüyor. İşte kainattaki denge böyle kuruluyor. Nedensiz, çıkarsız, olması gerektiği için yerinde ve zamanında yapılan sağ elin soldan haberi olmadan yapılan , yürekten yapılan tüm bu yardımlarla.
Evrende sonsuz işareti gibi her şey bir denge içinde. Zaman ayırıp ilk fırsatta öğrenmek istediğim bir konu bu, uzay,zaman,mekan kavramı arasındaki bağlantılar, kuantum fiziği, hayatımıza etkileri, nerden geldik, nasıl oldu? Büyük patlamayla başladı, peki ondan önce ne vardı, varsayımlar neler? Son derece heyecanlandırıyor beni bu cümleler. Sizlerle de paylaşacağım öğrendiklerimi.
Dün hayatıma bir melek dokundu onu paylaşmak istedim. Hepimizin hayatından melek dokunuşları eksik olmasın. Hayatın akışında ve güvende kalalım, evrensel yaşam enerjisi içimize dolsun taşsın, sevgi en büyük rehberimiz olsun.
Sevgiyle...
Şimdi dün başıma gelen ve sonsuz mutlu olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum sizinle. Hayatımızda meleklerle iç içe yaşıyoruz, etrafımızda çepe çevreler. Ne zaman onlara ihtiyaç duysanız bir yerlerden çıkıp o sihirli dokunuşu yapıyorlar ve sonra hiç bir şey olmamış gibi günlük yaşama geri dönüyorlar. Bu genelde karşılıksız yapılan bir yardım oluyor, bir iyilik. Çok yerli yerinde yapıldığı için, tam yerini bulduğu için karşılığı olmuyor; isteseniz de karşılığını bulamazsınız. Böylece yapılan bu iyilik bir iyilik zinciri başlatmış oluyor, siz acil durumunuzda karşılaştığınız bu iyilikten dolayı, aynı modla bi benzerini yapıyorsunuz ama ne sır, sağ elin soldan haberi olmuyor, diğer kişi başkasına yapıyor derken derken bu zincir uçsuz bucaksız büyüyor. İşte kainattaki denge böyle kuruluyor. Nedensiz, çıkarsız, olması gerektiği için yerinde ve zamanında yapılan sağ elin soldan haberi olmadan yapılan , yürekten yapılan tüm bu yardımlarla.
Evrende sonsuz işareti gibi her şey bir denge içinde. Zaman ayırıp ilk fırsatta öğrenmek istediğim bir konu bu, uzay,zaman,mekan kavramı arasındaki bağlantılar, kuantum fiziği, hayatımıza etkileri, nerden geldik, nasıl oldu? Büyük patlamayla başladı, peki ondan önce ne vardı, varsayımlar neler? Son derece heyecanlandırıyor beni bu cümleler. Sizlerle de paylaşacağım öğrendiklerimi.
Dün hayatıma bir melek dokundu onu paylaşmak istedim. Hepimizin hayatından melek dokunuşları eksik olmasın. Hayatın akışında ve güvende kalalım, evrensel yaşam enerjisi içimize dolsun taşsın, sevgi en büyük rehberimiz olsun.
Sevgiyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
