30 Temmuz 2015 Perşembe

YAŞANMIŞLIKLAR ÜZERİNE

Merhaba,
Bu gün yaşanmışlıklarımız dan bir şeyler paylaşmak istiyorum.Hayatımız da ki farklı yaşlarımız da ki farklı evrelerde yaşadıklarımızdan. Lise yaşlarımız da ki kaygılarımız, isteklerimiz, arzularımız, beklentilerimiz nelerdi?  Üniversiteye gelince nelerle yer değiştirdiler. Çalışmaya başlayınca nelerle yer değiştirdiler? Evlenince nelerle ve Çocuklarımız olunca nelerle yer değiştirdiler? Bu sıralamayı devam ettirebiliriz. Bir çoğumuz hayatın akışı içinde beklentilerimizin de yaşanmışlıkları mızın da nasıl değiştiğini gözümüzde canlandıra bildik sanırım şimdi. Özellikle çocuklarımızın yaşam mücadele sin de onların tüm istek, beklenti ve kaygılarına çok iyi kulak vermeliyiz, çok iyi dinlemeli, çok iyi gözlemlemeliyiz. Bu dönemleri geçirirken bizim çok iyi rehberler olmamız gerekir. Çocuklarımızı en iyi tanıyanlar biziz; ebeveynleri. Hayatta karşımıza çıkan zorlukların bizim için hazırlanan aşamalar olduğuna inanırım. Sanki bir oyun gibi. Yendiğiniz her zorluk sizin atladığınız bir basamak gibidir. Zaten size zor gelen olayı çözümlediğiniz de hayat artık karşınıza o konuyla ilgili şeyler çıkartmaz. O konu hallolmuştur ve yerine farklı bir  konu gelir. Tüm yaşanmışlıklarımız bizi daha iyi bir insan yapmak üzerine kurgulanmıştır. Daha insan yapmak üzerine.Tüm sivrilikler imiz den kurtulmamız için. Daha hoş görülü, anlayışlı, dürüst, adil, alçak gönüllü, sevgi dolu olmamız için. Dikkat edin tüm yaşanmışlıklar da mutlu sonla bitenler de hep yukarıda yazdığım konular da bir sınavdan geçip evrensel standartlarda bir çözüme gelebilmiş isek mutlu sona ulaşmışızdır. Çözümleyemediğimiz her pürüzlü noktamız için hayat önümüze türlü türlü şekiller de aynı konuyu çıkartıp durur. Her birimiz örneklerini çok yaşadık. Bazı deyimler de var bu konuda. Burnunu sürte sürte öğrendi, mesela. Ama çözüm burnu sürtmeden de belli olsa da biz yine de körelmesi gereken yada normal standartlara çekmemiz gereken yanlış tutumumuzu bilsek de aldırma dan illa ki bu böyle olacak diye ısrar ettiğimizde; hayatın akışı hemen devreye girip meseleyi çözene kadar türlü türlü çıkartır karşımıza aynı konuyu. Ne zaman hatalı nokta anlaşılır, normal çizgiye gelinir, hop basamak atlanır. Bu böyle uzar gider. Yaşanmışlıklarımız da hayat çizgimize göre değişir, aldığımız dersler de değişir, bazen de hiç alamadığımız dersler. Sonra çağımızın popüler hastalığı stres girer işin içine, melankoli; hep beni mi buluyor, hep bana mı oluyor. Böyle söyledikçe de hep bulur hep olur. Evren sonsuz kaynaklara sahiptir. Sen düşüncenle ne çekersen sana onu verir. Kalbin den ne geçirirsen, fikrin zikrin ne ise akıbetin de o olur. Sistem eksi sonsuzdan artı sonsuza bu şekil de çalışır. Nereden mi biliyorum, sizce? 
Benim çözümüm ve sizlere de tavsiyem, başta anda olmak ve her zaman pozitif olmak, iyi niyetli olmak, yapıcı olmak,akıl mantık şuur üçlüsünü elden hiç bırakmamak, hoş görü, alçak gönüllülük, anlayışlı olmak, dinlemeyi bilmek, dürüst olmak başta kendine ve çevrendekilere ve olmazsa olmaz her şeye sevgiyle bakmak. Tüm bunları hayatımıza ne kadar çok geçirebilirsek, bütünle bütünleşip hayatın akışı içinde ve güvende olabiliriz. 

Sevgilerimle...

27 Temmuz 2015 Pazartesi

MEMNUNIYET

Merhaba,
memnuniyet kelimesi ve bunun hissi hepimizin beğendiği bir durumdur. Sanıyorum dünya üzerindeki bir çok insan benzer görüşte olabilir benimle. Ancak tanımı hissi belli olsa da memnuniyetin sınırları yoktur. Elinizden gelenin en iyisini yapsanız da memnun olmayanlar olacaktır etrafınızda. Bazende sadece siz olarak günlük rutinlerinizi yaptığınızdan ondan da memnun olanlar olacaktır. Bu eğer çok şanslıysanız, değeriniz biliniyorsa yaşayabileceğiniz bir durum. Bir tatil anısı paylaşacağım sizinle. Memnuniyet konusunu da o yaşanmışlıklardan seçtim. Detayları değil benim çıkardığım ana fikri paylaşmak istiyorum. Siz elinizden gelenin en iyisini yapsanız da o anda durumu hatta günü kurtarsanız da etrafınızda ki insanlardan hala menuniyetsiz olanlar olacaktır. Bu sizin bulduğunuz çözümlerden, yaptıklarınızdan kaynaklanmamaktadır. Bu kişilerin kendi olumsuz görüşlerinden kaynaklanmaktadır. Kendileri aynı durumda olsalar sizin performansınızın çok altında davranarak bulduğunuz çözümlerin yakınından bile geçemeyecekler ama yinede sizinkinden de memnun değiller. O zaman hiç aldırmayacaksınız, zaten olabilecek en iyiyi yapmanın rahatlığı ile. Peki hepimiz birbirimizden farklı olduğumuza göre memnuniyetimiz nasıl doyuma ulaşacak. Beklenti içinde olmayacağız, kendi isteklerimizi, arzularımızı, amaclarımızı kendi ulaşılabilir alanımız içinde yapmaya calışacagız. Sadece insan olabilmeyi başarmak çok büyük bir erdemdir. Mutluluk bize çok yakın, içimizde bir yerlerde; ne kadar yaklaşabilirsek ona o kadar mutluyuz. Hayatın bize sunduğu, evrenin sonsuz bolluk ve bereketinin içinden diliyeceğiz, isteyeceğiz, olacak. Paylaşacağız, yardımlaşacağız çoğalacak. Bir süre sonra hayatın akışındaki güvenli yerimizi almış olacağız. Evrende, hayatın kendiside sürekli bir akış içindedir. Enerji yoktan var olmaz, sürekli biçim değiştirir. Vicdanımızın çok objektif bir değerlendirme aracı olduğunu söyleyemiyeceğim, yaşanmışlıklarla değişir. Biz evrensel doğruları bulup, hayatımızda yaşamaya başladığımızda, işte o zaman bütünle bütünleşme ve bütünün hayrına olma haliyle tanışıp kaynaşacağız. 
Sevgiyle kalın.

10 Temmuz 2015 Cuma

SÖZLER

Merhaba,
Sözler, konuşurken bizim en doğal yardımcımız. Kendimizi ifade biçimimiz. Bazen hayatımızı cennete, bazen de cehenneme çevirebilirler. Aslında genelde ikisinin ortasında oluruz Araf'ta. Kimiz biz, yaşama amacımız ne? Neler düşünürüz, nelerden mutlu oluruz? Nelere üzülürüz, nelerden seviniriz , nelerden korkarız. Tüm hayat bu anlatmaya çalıştığım karşıtlıklar üzerine denge de olmakla ilgili olarak şekillenmektedir. Sözlerimizle seçtiğimiz kelimelerimizle kedimizi anlatırız. Düşüncenin lisanı yoktur. O zamandan ve mekandan bağımsız olarak bazen takip edemeyeceğiniz kadar hızlı hareket eder, konudan konuya nasıl geçtiğini anlayamazsınız bile, sözler öyle değildir. Kazara bile ağzımızdan dökülse, istediğimiz gibi olmasa, karşımızdaki insanı çok üzse, yaralasa bile sözleri daha bilinçli bir şekilde düşünüp tasarlamışızdır . Bilinç altımızdan aniden çıkı vermezler, biz bilinçli yada bilinçsiz olarak bir ara onu düşünmüşüzdür. 
Sözlerimizde seçtiğimiz kelimelerin, o kelimeleri oluşturan seslerin her birinin farklı frekansları ve o frekansların farklı enerjileri vardır. Bu şekilde sözler bizim anlatmak isteğimizin dışında karşımızdakinin de anlayabileceği kadarıyla anlam bulur. Frekans ve enerji boyutuna göre anlamlar değişir,  kelimeler sadece sözlükte ne anlama geliyor ise o değildir. Yüklü oldukları enerjileri de an- lamları nı değiştirir. Şimdi bazılarınızın sesi kulağıma geli verdi. Zaten aynı dili konuştuğumuz insanlarla bile zor anlaşıyoruz birde bunları frekans ve enerji düzeyi ile değişme durumu varmış biz şimdi nasıl anlaşacağız. Doğru enerjiye sahip insanlarla yolumuz kesişecek bir yerde ve sözcüklerimizde o zaman asıl anlamlarını alacaklar. Bunun dışındaki durumları ise akıl mantık şuur kullanarak kendimize en az zarar verecek şekilde atlatacağız. 
O kadar çok tur ki bunun örnekleri her birimizin etrafında, öyle çok uzaklara bakmaya gerek yok. 
Hayatımızda her zaman güzel sözler söylemek ve güzel sözler duymak dileklerimle.

Sevgiler...

6 Temmuz 2015 Pazartesi

ÇOCUK GÖZÜYLE- BÜYÜK GÖZÜ

Merhaba, diliyorum Tatiliniz başlamıştır, yada başlamasına az kalmıştır. Yok; tatil matil yoksa o zaman  hafta sonlarınız süper geçiyordur, sanki tatil tadında. Bu gün sizlerle çocuk gözüyle büyük gözünün ne kadar farklı gördüğünü ve farklı yorumladığını konuşmak istedim. Yoga öğretmenim Deniz yoga derslerimizden birinin sonunda Sude'm e uslu durduğu için sticker folyosu verdi. Sude (kızım 6 yaşında) bi ara o folyodaki stickerları alıp laptobın klavyenin altında kalan boşluklara değişik bi şekilde yapıştırmış, baktım aslında pekte sevimli olmuş. Laptobu ben babası ve kendisi karışık kullandığımız için bunlar üstünde olsun mu olmasın mı bilemedim. Sonra zaten yapıştırılma biçimi de bana değişik geldiğinden ben onları çıkartıp boşlukların şekline, stickerların rengine ve ne olduğuna göre alıp tekrar dağıtarak yapıştırdım. Sude' yi de çağırıp "sudeciğim bak bunları buraya yapıştırman iyi olmuş canım çok sevimli oldu laptobımız" dedim.
Sude geldi baktı evet çok güzeller, anne yerlerini değiştirmişsin deyip ben ellemeden önceki haline getirdi; her şeyi aynı yerlere koydu. Çok şaşırdım tabi nasıl yerlerini hatırlıyor diye? Sonrada onlarla oluşturduğu hikayeyi anlattı :) . Çok sevimli bir öykü yapmış ve onlarda öykünün figürleriymişler. Böylece çok temiz bir şekilde yerlerini hatırladı. Sanırım bu öyküleme yöntemini bir şeyler öğretirken de kullanıyorlar okulda da. Şimdi aklıma organlarımızı öğrenirken öğretmenin anlattığı hikaye geldi. Mide Karaciğerin kankisiymiş, bağırsaklar ikimizinde adı bağırsak karışıklık olmasın seninki ince bağırsak olsun benimki kalın bağırsak olsun vs uzuyordu hikayesi. 
Çocuk gözüyle büyük gözü olayları tamamen farklı görebiliyor; çocuklarımızın tercihlerine dikkat edersek onları daha iyi tanımış oluruz, yaptıklarının mutlaka bizim göremediğimiz açıklamaları vardır. Biraz onların gözüyle bakarsak daha rahat anlaşabiliriz. 
Çok şanslı anneleriz bizler, bir çok bilgiye çok rahat ulaşabiliyoruz. Özellikle İzmir'de okullar açısından güzel tercihler yapabiliyoruz. Gerçekten tüm kalbimle devlet okullarının özel okullardan bir farkı olmamasını çok isterdim bu konuyu başka bir yazımda paylaşacağım. 

Sevgiyle kalın :)

4 Temmuz 2015 Cumartesi

INTERNET MUCIZESI

İnternet, hayatımızda olmazsa olmazlardan;kullanıcısına tabi. Dünya üzerinde hiiç kullanmadan yaşayan insanlarda var. Ben size biraz kullanımla ilgili değişik olayları yazmak istiyorum. İsmi birbiri ile benzerlik taşıyan çok insan var. Bir çok sosyal paylaşım sitesi var. Hatta takibini yapmak hayli zaman alıyor ve çok ta kolay değil. Her ne kadar programlar birbiriyle bağlantılı çalışsa da teknoloji ile arası iyi olmayan insanlara bunları yaptırmak tam bir işkence oluyor. 
Artık hayatımızda hemen hemen her yerde var, Seda diye çok sevdiğim bir arkadaşımın lafı vardı Dünya üzerindeki tüm kıtalar da yaşan her hangi iki kişi arasında 7 tane kişiyle sağlanan bir bağlantı mutlaka vardır diye. Bunun gerçek olduğunu kullandığımız sosyal paylaşım sitelerindeki ortak arkadaşlarımızdan yada tanıdıklarımızdan göre biliyoruz. Şimdi çocuklarımız doğar doğmaz tabletlerin akıllı telefonların içine doğuyor. Hatta Baattin'in bir karikatüründe sahibinden daha akıllı olan telefonlar var yazısını okuduğumda bir kaç dakika sonra rehberime eklemem gereken birinin numarasını eklemeyi unutup başka aramalar yaptım.Sonra o kişiyi eklemeyi unuttuğumu fark ettim. Hay allah ne yapacağım derken gelen aramalarda nosunun olduğunu hatırlayıp oradan alarak numarayı kişiyi kaydettim. Yada yine akıllı telefonlara bir dünya para verip alıyoruz sürekli güncelleniyorlar, sıkıysa yapma bu güncellemeleri telefonunu bile düzgün kullanamıyorsun. Bir başka arkadaşımında böyle bir güncellemeye ihityacı olduğunda what's up grubumuzdan ona neler yapacağını yazdığımda Serap bu yazılanlar bana çince gibi geliyor en iyisi ben yarın bir telefoncuya gidip yaptırayım dediğini. 
Nerelere gittiniz, kimlerle gittiniz, hangi kısımlarını paylaşmak ,istiyorsunuz ve bunu dünyadaki kimlerle paylaşmak istiyorsunuz. Bu detaylara çok dikkat etmek gerekiyor. Sonra özel hayatın mahremiyeti diye bir kavram kalmıyor ortada; zaten bunun eğitimi okullarımızda henüz çok sağlıklı verilemiyor. Etkin medya kullanımı, etkin internet kullanımı. Biz yetişkinler olarak ne kadar bilinçliyiz ki bir de çocuklarımıza aile şifresi koyuyoruz, yok zaman kısıtı getiriyoruz. Ama ellerinin altında sınırsız bir evren var internetle ulaşabilecekleri. 
Daha geçenlerde üye olduğum bir mail grubunda kitapçılarda satılan kitaplarda çocuklar için belirtilen yaş gruplarında nasıl hatalı seçiler yapıldığı konusu konuşuldu , fikirler payaşıldı. İnternette en büyük sorun bazı yetişkinlerin ve özellikle çocukların hangi bilgiye nasıl ulaşacakları konusu. Sanırım başta kendimiz bilmeli ve uygulamalıyız, İkinci olarak ta çocuklarımıza kitaplardaki , filmlerdeki, internet aracılığı ile ilgili girdikleri sitelerdeki yaş kısıtlamalarının neden gerekli ve önemli olduğunu kendimiz anlatmalıyız. Tabi ki bilgiye ulaşacaklar, yaşlarına, cinsiyetlerine ve ilgi alanlarına uygun olacak şekilde. 
İşte biz sevgili anne babalar bu konuları biz bilmezsek, takip etmezsek çocuğumuzun ne yaptığından nasıl haberimiz olacak. 
Bir tanıdığım benim .... sayfam yok hiç te ihtiyaç duymuyorum dedi. ( çook popüler bir sosyal paylaşım sitesi için) kızı da benim kızım kadar, o zaman ilerde büyüyüp kızın bir sayfa hesabı edindiğinde seninde olur o zaman öğrenirsin dedim.
Teknolojiyi, özellikle interneti iyi tanımamız kullanmamız gerekmekte.  PC karşısında geçirilen zamanı artıya geçirip güzel şeyler bulmak ve paylaşmak için başka yapabileceğimiz hiç bir şey yok.

Sevgilerimle...


SABIR

Merhaba. Nasılsınız? Sanırım sabır ve sabırlı olmak konusunda dünya üzerinde yazılan çizilen konuşulan ve yaşanan neredeyse her şey gerçek. Bende size bir kaç  örnek vermek istiyorum. İki yıl önce özellikle gül ağacının titreşimlerinin çok yüksek enerjili olduğunu okuduktan sonra mutlaka benim evimde de olmalı deyip bir tane gül ağacı fidanı aldım. Çeşme Ildır'dan yaşlı bir çiçekçi amcadan aldım. Gezegenimizin en büyük canlı grubu bitkileri bende çok seviyorum. Gül ağacı fidanım aldığımda bir metre uzunluğunda vardı yaklaşık olarak. Eve getirdim balkonda en uygun olduğunu düşündüğüm yere koydum.yaklaşık 1 ay kadar yeşildi ve üzerindeki zaten açmış olan gülü ve bir tomurcuğu vardı. Sonra o tomurcukta açtı. Dediğim gibi bir ay boyunca yeşil ve güllü idi hayran hayran büyümesini izliyordum. Sonra güllerin zamanı geçti, tüm yaprakları döküldü o kadar çok üzüldüm ki sadece bir sopa kaldı geriye.  Ne zor muş gül ağacı yetiştirmek diye düşündüm. 
Bir başka çiçekçiden çiçek alırken dükkanın önündeki parkta kısacık ama bolca açmış olan güller gördüm ve sordum; sanırım siz bu güllere özel bir şey yaptınız,küçücükler ama ne çok açmışlar. Çiçekçi arada sırada kola içtikten sonra bardağın dibinde kalanı bekletiyorum tüm asidi kaçtıktan sonra gülün dibine döküyorum çok iyi geliyor dedi. Bu bilgiyle eve dönünce ilk işim yapmak oldu tabi. Yinede yaklaşık olarak tüm yazı ve kışı çubuk olarak geçirdi gül ağacım ama ben sabırla onu sulamaya devam ettim. Derken bir sabah üzerinde hemde bir çok farklı yerinde minicik yaprak filizleri görmeye başladım, ne eşsiz bir mutluluktu anlatamam. Bu sabrın içinde sanırım birazda yaşamasını çok istediğim için inatçılıkta vardı. Şimdi gül ağacım yaklaşık 3 metrelik sarmal şeklinde çok dallı olarak büyüyor. İyi ki onu canlı tutabildim. O kadar güzel ki yaklaşık bir yıl boyunca o sopayı suladığım için sonunda bu güzelliğe sahip olabildim. 
Şimdi öğüt zamanı değil tabi ki, hepimizin aklı algısı kendine yeter,eminim sabırla başardığınız muhteşem güzellikler vardır her birinizin. 
Sizde yorumlarda kendi hikayeciklerinizden paylaşırsanız memnun olurum.

Hayatın akışıyla uyumlu ve Sevgiyle kalın.


3 Temmuz 2015 Cuma

İlk resim


BAŞLANGIÇLAR VARMAK İSTEDİĞİMİZ YERLERE ULAŞTIRIR BİZİ...

Merhaba sevgili okurlarım ( bu kelimeyi yazarken bile çok heyecanlandım) uzun zamanıdır blog yazmayı düşünüyordum; ancak bu güne başlangıç yapabildim. Aslında blog'umdan hayattan, yaşamaktan ne beklediğim, ne anladığım, düşlerim, hayatımızın kolaylıkları ve zorluklarıyla ilgili paylaşımlar yapmak istiyorum. Ege Üniversitesinden mezunum Su ürünleri Mühendisiyim ve ikinci üniversite olarak İşletme de okudum. Evliyim ve 6 yaşında bir kızım var. Üniversite yıllarında ucundan kıyısından da olsa bol bol yüzerek yaşamımızdan sporu hiç çıkarmadık ama araya giren yıllar çok köreltti bu yönümü. Ben izin verdim birazda böyle olmasına ancak çok iyi bir manevra ile 6 aydan beri yoga dersleri alıyorum. Sağ olsun Öğretmenim yakın bir arkadaşım ve dünyalar tatlısı bir insan; Deniz. Onu tanıyanlarınız da vardır eminim. Bizim evde yoga yaparken Sude'm de etrafımızda oluyor genelde. Meditasyon kısımlarında içe dönmek gerektiğinde Sude bu zamanlarda özellikle benimle temas halinde olmayı çok seviyor. O zaman diyorum ki Deniz'e; içime dönüyorum oradan SUDE'm çıkıyor.  Yada başka bir meditasyon kısmında, tüm kimliklerimiz bir kenara bırakıyoruz diyor Deniz; o sırada Sude yine dibime gelmiş ve saçlarımla oynuyor oluyor. Deniz'e diyorum ki; Denizciğim kimliklerim peşimi bırakmıyor. Sonsuz şükür ki bırakmıyor.  

Yani biraz insan olma, biraz annelik mücadelesi, biraz eş olmakla ilgili, biraz çalışan kadın olmak, biraz yoga yapan; biraz el faaliyetleri yapan,  biraz arkadaşlarıyla toplanıp yiyip içmeyi seven bir kadın olmak adına yazacağım. Sizlerle paylaşmak istediğim çok konu var. Geri dönüş yaparsanız çok memnun olurum. 

Bu arada aramızda ki bir çoklarımız gibi zaman fakiri bir insanım, fırsat buldukça yazacağım. Yorumlarınıza aynı gün dönüş yapamasam da mutlaka devam eden günlerde dönüş yapacağım.

Sevgi ve dostluk yolumuzu aydınlatsın, dürüstlük rehberimiz olsun. Varlığınıza şimdiden sonsuz teşekkürler.

Sevgilerimle
Serap Gers