Merhaba,
Uzun bir aradan sonra, ancak klavyenin başına geçebildim. Daha önce de belirttiğim gibi zaman fakiri bir insan olarak yaşamaya çalışıyorum. Şöyle enerjiyi organik ve sağlıklı drajeler yapsalar hiç bir yan etkisi olmayan, her gün alsak yetecek kadar. Böylece zamanı çok verimli kullansak ve istediğimiz her şeyi sığdırabilsek 24 saate fena olmazdı değil mi? Tabi gerçeklere dönünce bu ancak sağlam kafa sağlam vücut da olursa oluyor. Hayatımıza sağlığımız için hareketi sokarak kendi enerji döngümüzü hızlandırmalıyız. Niye mi bunları yazıyorum. Geçen haftadan beri grip ve öksürükle boğuşuyorum, önemsenmeyen ancak yakalanınca yaşam kaliteni son derece düşüren basit rahatsızlıklar bunlar. Yinede hiç olmasak zamanımızı da bitki gibi sınırlandırılmış geçirmesek, harika olmaz mı? Bir kaç sene grip aşı yaptırdım; sonra iyiydi kötüydü tartışmalarından kafam karıştı ve işi doğal döngüsüne bıraktım. Sonuç pek iyi olmadı ama, ne yapalım sonsuz şükür halimize bunlar geçici süreçler.
Yeni yıla bir hafta kaldı. Koca bir yılı yaşayıp tükettik, şimdi yeni yıldan güzel beklentilerimiz var. Sosyal medyada çok dönen benimde çok sevdiğim bir söz var ben anonim diye geçeceğim ilk kim paylaştı bilmiyorum. "yeni yıl senden hiç bir şey istemiyorum, sevdiklerim götürme yeter." Beni çok etkileyen bu cümle her yılda olduğu gibi bu yılda benim en önemli dileğim. Tüm ailem, dostlarım, arkadaşlarım, tanıdıklarım, şehrim, bölgem, ülkem, kıtam ve tüm dünya da yaşayan tüm insanlar ve diğer canlılar için yeni yılda sağlık, barış, huzur, mutluluk,doğruluk, bolluk, bereket ve adalet diliyorum. Sevgi rehberimiz olsun ve tüm bu dileklerim hepimiz için gerçek olsun. Umudumuz hiç bitmesin. Yeni yıldan ve bize getireceklerinden umudumuzu hiç kesmeyelim. Ben de burada yeni yıl ne dir, noel nedir, kutlayacak mıyız, kutlamayacak mıyız tartışmalarına hiç girmek istemiyorum. İnternet denen network ağda ,istediğiniz her bilgiye ulaşabilirsiniz. Araştırın ve saçma sapan kutlama, kutlamama polemiklerine hiç girmeyin. Sadece tüm dinlerin kutsallarına ve rutiellerine saygı göstermek gerekli. Sonuçta her dua aynı Allaha gider. Tanrı yada Enerji yada adına her ne derseniz deyin, yaratıcı güc tüm evrende ve kainattaki denge ve sistem aynı yerden, aynı kaynaktan yönetilmekte, gelmektedir.
Yeni yılı ve yeni umutları kutlamak, birbirimize hediye almak, yeni yıl akşamında özel programlar yapmak, sevdiklerimizle birlikte zaman geçirmek, yardımlara katılmak çok güzel gelenekler bence. Hem piyasayı canlandırır, o ürünleri sen üretmiyorsan komşun üretiyordur, yada üreten de çalışıyordur. Her sene çam ağacını değiştir demiyorum, süslerini değiştir demiyorum. Size mantıksız ca gidip her yeni yıl konseptini alıp evinize iş yerinize koyun demiyorum. Pazarlama ve iç piyasadaki satış taktik teknikleri açısından böyle özel günlerin varlığı sadece Tom Amcaya faydası olmuyor, Mehmet Efendiye de faydası oluyor. Pastasını yapana da , şekerleme yapana da, hediye paketi satanada. Kısacası bizim kültürümüz 1071 yılında Anadolu'ya gelmemizle başlamıyor, bundan öncesini de araştırıp öğrenmeli ve gelenek ve göreneklerimizi, kültürümüz de ki çok sesliliği, çok renkliliği dikkate alarak ona göre özel günlerimizi kutlamamız gerekiyor. Bu günlerde elimizin, yüreğimizin, cebimizin yettiğince yardımlaşmamız gerekiyor. Sağ elin verdiğini sol el bilmezmiş.
Yeni yılda hayatın içinde, hayatın akışında ve güvende olmazı dilerim.
Sevgilerimle.
25 Aralık 2015 Cuma
13 Kasım 2015 Cuma
Hayatın İçinden
Merhaba, kısa sayılamayacak bir aranın ardından, diliyorum her şey yolunda gitmiştir hayatınızda. Bu süre içinde üç dört farklı konuda yazmayı düşündüm. Detaylandırdım yazacaklarımı, tabi pc başına geçmeyince yazıya dökülemediler. Bu günlerde biraz karışık duygular içindeyim. Kasım ayı her zaman hüzünlü oluyor benim için. Karışık duygular yaşıyorum genelde. Sonbaharın son ayı, bahardan son kalan sıcaklıklar, zihnen ve bedenen kışa hazırlanmamız gerekiyor bu ayda. Hüzünlenince aklıma çok sevdiğim aile bireylerinden kaybettiklerimiz geliyor. Sanıyorum zaman ayırıp yazılarımı okuyan siz değerli okurlarım; her birimiz çok sevdiğimiz yakınlarımızı genelde hastalık, yaşlılık yada aniden ortaya çıkan bir neden den kaybetmişizdir. Benim kalben buna alışmam hayli uzun sürüyor. Zihnimde onlarla geçirdiğimiz güzel günleri düşünüp hep iyi ve mutlu şekilde yad ederim. Bu buruk mutluluk duygusu için onlara tekrar tekrar teşekkür ederim. İyi ki vardılar, iyi ki benim yakınım oldular ve iyi ki yaşamıma böyle güzel dokunuşlar yaptılar. Tekrar tekrar doğuyor olsak bile her hayatımızda bir kez yaşıyoruz. Bu yaşadığımız hayatta bir hoş seda bırakabildi isek ne mutlu bize. Şu anda hayatta olmayan tüm sevdiklerim, sizleri her zaman sevgi ile hatırlıyorum, anılarımda hep hafızamda kalanlar birlikte yaptığımız güzel şeyler. Hepimiz insanız elbette kötüleri de olmuştur ancak onlar hiç kalmamış aklımda. Düşününce hatırladığım en sıcak his sizlerle ilgili sevgi ve neşe.
Kötüleri ne düşünmek ne de hatırlamak istemezdim de zaten. Hayatın döngüsü bu doğmak, yaşamak ve ölmek. Şimdi biz yetişkinler buna bir şekilde alıştık. Göre göre, duya duya ve bazende yaşaya yaşaya.6 yaşında bir çocuğun ölüm gerçeğini algılaması ne kadar zor bir durum kendince. Tam bir kaos hali. Zaten küçüksünüz, sevgi ve ilgiye, bakıma ihtiyacınız var ve bir de yaşlanmak kavramı, ölüm kavramı ile bir şekilde yüz yüze geliyorsunuz. Malum benim yaşadığım şehirde fazla olmasa da (çok şükür) yaşadığımız coğrafyada o ve ya bu şekilde her gün değişik ölümler duyuyoruz ve çocuklarımızda ne kadar dikkat edersek edelim bunu bir şekilde duyuyorlar. Hiç bir çocuğun ne kendine ne de ağzına hiç yakışmayan bir kelime bu. O minik kalbe anlatmaya çalışmak bunu. Ben bu şekilde anlatmayı deniyorum; Sevgili kızım, ben çok sağlıklıyım ve uzun yıllar seninle beraber sağlıklı ve mutlu yaşamaya devam edeceğim. Bu minik kalbine birazda olsa su serpiyor onun. Her kesin kendi gerçekliği bir birinden farklıdır. Yan yana evler de bile oturabilirsiniz içinde bam başka yaşamlar olan. Yani bende kendi gerçekliğimden yazıyorum. Sizin kiler de başka başkadır.
İyimser düşünmek, hayattaki her türlü zorluğa karşı pozitif bakış açısıyla gerçekçi çözümler bulmak zorundayız.
Her şeyin istediğiniz gibi geçmesini diliyorum , bir sonraki yazıma kadar sevgiyle kalın.
Kötüleri ne düşünmek ne de hatırlamak istemezdim de zaten. Hayatın döngüsü bu doğmak, yaşamak ve ölmek. Şimdi biz yetişkinler buna bir şekilde alıştık. Göre göre, duya duya ve bazende yaşaya yaşaya.6 yaşında bir çocuğun ölüm gerçeğini algılaması ne kadar zor bir durum kendince. Tam bir kaos hali. Zaten küçüksünüz, sevgi ve ilgiye, bakıma ihtiyacınız var ve bir de yaşlanmak kavramı, ölüm kavramı ile bir şekilde yüz yüze geliyorsunuz. Malum benim yaşadığım şehirde fazla olmasa da (çok şükür) yaşadığımız coğrafyada o ve ya bu şekilde her gün değişik ölümler duyuyoruz ve çocuklarımızda ne kadar dikkat edersek edelim bunu bir şekilde duyuyorlar. Hiç bir çocuğun ne kendine ne de ağzına hiç yakışmayan bir kelime bu. O minik kalbe anlatmaya çalışmak bunu. Ben bu şekilde anlatmayı deniyorum; Sevgili kızım, ben çok sağlıklıyım ve uzun yıllar seninle beraber sağlıklı ve mutlu yaşamaya devam edeceğim. Bu minik kalbine birazda olsa su serpiyor onun. Her kesin kendi gerçekliği bir birinden farklıdır. Yan yana evler de bile oturabilirsiniz içinde bam başka yaşamlar olan. Yani bende kendi gerçekliğimden yazıyorum. Sizin kiler de başka başkadır.
İyimser düşünmek, hayattaki her türlü zorluğa karşı pozitif bakış açısıyla gerçekçi çözümler bulmak zorundayız.
Her şeyin istediğiniz gibi geçmesini diliyorum , bir sonraki yazıma kadar sevgiyle kalın.
23 Ekim 2015 Cuma
Mutluluk
Mutluluk tanrının insanlara verdiği en güzel hislerden birisidir, her ne kadar bilim adamları kimyasal formülünü bulmuş olsalar da, ben doğal olarak ve doğal yollardan hissettiğimiz gerçek mutluluktan bahsetmek istiyorum. Nelerden mutlu oluyor son zamanlarda hiç düşündünüz mü? Büyüdükçe mutluluk kriterlerimiz de değişiklikler oldu bir çoğumuzda, ancak hayattaki en büyük mutluluğun sağlık olduğunu on yıllardır biliyorum, ruhunuz sağlıklı ise bedeniniz de sağlıklı oluyor. Sahip olduklarımız düşüncelerimiz ve isteklerimizle ne kadar örtüşüyor ise kendimizi o kadar mutlu hissediyoruz. Yalnız bu işin içinde başka bir iş var. Bu yumurta mı tavuktan çıkıyor yoksa tavuk mu yumurtadan sorusu gibi katman katman açılır. Mutlu olmak için düşündüğümüz bazı koşulların gerçekleşmesini beklemek kendimize yapabileceğimiz en büyük haksızlıklardan biri olur. Biz andayız ve var olan hayatımız ne ise onunla maksimum düzeyde mutlu olmalıyız, bazı hisler birbirinin içinden birbirinden bile habersizce çıkarlar. Şükran ve minnet duydukça, ön yargısız ve tarafsız oldukça hayata karşı nötr oldukça var olan koşullarımız bize yeterli olacak ve bu duygularımızla kendimizi mutlu hissedeceğiz. Mutluluk şimdi anda hemen yanımızda mutluluk hep şimdiki zamandadır. Geçmişte, gelecekte değil andadır. Hayat düşüncelerimizle anlayabileceğimizden çok daha hassas terazilerle her zaman dengededir. Yaşadığımız tüm olaylar da olması gerektiği için karşımıza çıkmıştır. Evren sınırsız olanaklarını, sunumlarını ve hassas dengelerini kullanır. Bizler mükemmel insan olma yolunda her daim sınanırız, yeniden yeniden ve yeniden. Her bulduğumuz evrensel doğru bizi bir adım daha yaklaştırır hedefimize. Hedef sonsuz evrende bir zerrecik olmak, akışın içinde ve güvende. Sakın aklına büyük şeyler gelmesin. Ben oldum tamam dedikçe uzaklaşırsın olmaktan. Mutluluk en çok çaba sarf edip uğraşıp başardığın işlerden de gelebilir sana, bir bakıştan bir gülümsemeden de gelebilir. Kıymetini bilmek gerek.
Sevgilerimle...
Sevgilerimle...
13 Ekim 2015 Salı
Hayatın Getirdikleri
Merhaba sevgili okurlarım. Son bahar resimleri paylaşacağımı yazmıştım bir önceki yazımda ama yapamayacağım. Bu arada yaşadığım ülkede öyle şeyler oldu ki, hepimiz son derece üzüntü içindeyiz yediden yetmişe. Bu zamanlarda herkesin insanlığı sınanıyor. Hayattaki amacımız, ailemiz, yaşam tarzımız, tercihlerimiz sınanıyor. Ben ülkeme güveniyorum, ülkemde yaşayan insanlara güveniyorum. Bu memlekette geleceğine dört elle sarılmış, mesleki bilinci ile nerede çalışırsa çalışsın işini eksiksiz yapan insanlar var. İşini emeği ile özenle yapan çalışkan insanlar var. Adalet duygusunu hiç kaybetmemiş, insan olma onurunun bilincinde insanlar var. Her yerdeler; yurdun her yerine dağılmış durumdalar, her ne kadar coğrafi bölgeler olarak bazı yörelerin adı ön plana çıkmış olsa da ülkemde hikayesi duyulmayan ama yinede evrensel doğrulara sarılarak düşünen yaşayan binlerce insan var. Ben umudu onlarda görüyorum. Şeref, namus, haysiyet, onur kelimeleri o insanlarla anlam buluyor. Yurdumun kurtuluşu da o insanlarda. Belki 50 yıl sürecek, belki 100 yada 200 yıl ama benim umudum var bu ülkeden. Sizlerinde olsun. Bizler kampanya unsuru değiliz, istatistikler de ki sayılar, noktalar, virgüller değiliz. Hür iradeli bireyleriz hepimiz. İnsan vatanı doğduğu yer değil, doyduğu yerdir. Her hangi bir yerden gelebiliriz, herhangi bir milletten olabiliriz, eğer sevgi, hoş görü anlayış, adalet, alçak gönüllülük varsa içimizde nerede olursak olalım ne yapma bilincimiz bizim yolumuzu hep aydınlatır. İlim irfan sahibi, sevgi dolu insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar karşılaştıkları her durumda doğru olanı seçebilirler.
Çok insan yitirdik, yoktan sebeplerden, hayatta hiç bir şeyin tesadüf olmadığını biliyorum. Tüm bunlarda hepimiz için mesajlar vardı. Görebildik umuyorum. Hepimizin çok bilinçli ve sağ duyulu olması gerekmekte. Şimdi birlik içinde olup akli salim düşünüp tüm yaralarımızı sarmamız gerekiyor.
Sevgi yolumuzu aydınlatsın, hayatın akışında ve güvende olalım...
Çok insan yitirdik, yoktan sebeplerden, hayatta hiç bir şeyin tesadüf olmadığını biliyorum. Tüm bunlarda hepimiz için mesajlar vardı. Görebildik umuyorum. Hepimizin çok bilinçli ve sağ duyulu olması gerekmekte. Şimdi birlik içinde olup akli salim düşünüp tüm yaralarımızı sarmamız gerekiyor.
Sevgi yolumuzu aydınlatsın, hayatın akışında ve güvende olalım...
8 Ekim 2015 Perşembe
Sonbahar...
Merhaba, sevgili okurlarım (muhtemelen arkadaşlarım), aranızda tanışmadıklarım da vardır inanıyorum. Uzun zamandır yazmak istememe rağmen yazamadım. Okullar açıldı, öncesinden bayram tatili vardı, sanki bütün yaz dinlenip tatil yapmamışız gibi o bayram tatiline de bir şeyler sıkıştırdık çoğumuz. Son denize gitmeler, son seyahatler bir yerlere. Son derken yazdan kalan son tatil. Psikolojik olarak hepimiz doğa da ve doğal olan her yerde çok rahatlarız. bizde onun bir parçası olduğumuz için. Her kesin farklı tercihleri olsa da, yaz yada kış, deniz kıyısı yada orman bir şekilde doğal olmak, doğanın içinde olmak hepimizi rahatlatır. Derken okullar açıldı, benim kızım 1.sınıfa başladı. Ben okul alış verişini iki hafta önceden yapmıştım kıyafet, çanta kısmını. Okul açılınca da kırtasiye kısmını hallettim. Sonra bitmek bilmeyen etiketleme işlemleri yaptım. Hem komikti hem de unutmuşum tabi en son ne zaman kitap defter kapladığımı kendi adıma hatırlamıyorum bile. Yinede güzel rutieller bunlar. Şimdi uyku vaktimizi de sabitlersek çok daha rahat olacağız. Çocuklar ne düşünüyorlar okulları hakkında uzun uzun konuşulabilir ancak, aileden alınabilecek bilgiler bir yerden sonra yetersiz kaldıkları için onlar için en uygun seçenek kendileri için en uygun okula gitmeleri. Böylece anne baba ya da işlerini yapmak için ve kendilerine ayırmak için gerekli zamanlar kalmış oluyor. etkin anne baba olmak için, etkin insan olmak gerekir. Çocuklarımızda bizim genetiğimizi taşıyan insanlar olduğuna göre bazı hareketlerini tahmin etmek, anlamak yada yorumlamak çok ta zor olmasa gerekir. yine de bu yorumlarım elbette ki normal koşullar için geçerlidir. Her çocuğun kendi özgün hikayesi vardır ve bizlerde onları büyütürken, bazen onlarla beraber büyürken sayfa sayfa okuruz hikayelerini. Okulların açılmasına sevinen bir anneyim ben. Eğitim almasını ve hayatında düzenli olmasını sevdiğim için belkide. Kendime de gereken zamanı ayırabildiğim için belkide. Bütün yaz tatilini anne kız güzel bir şekilde beraber geçirmiş olmamıza rağmen elbette evlada doyulmuyor, genelde özlüyorum onu akşama kadar. Yine de hayatın dengelerinin sağlıklı olması açısından kendi kendine yeten bireyler olmaları açısından iyi eğitim veren ve çocuğunuza uygun olduğunu düşündüğünüz bir okula gitmesi çok çok iyidir. Şimdi biraz da anne baba nın zamanı başlıyor. Hem iş, hem okul, hem ev, hem sosyal hayatın hepsinin birlikte kendi içlerindeki güzel ahenkte yaşanma zamanı. Sonbaharın güzelliklerini yaşama zamanı. Hakkında ne şiirler, ne kitaplar ne filmler yazılmış oynanmış. Şimdi aklımdan kasımda aşk başkadır geçti. Sonbahara ve doğanın değişimine kendimiz teslim edelim, bizde onunla bir değişelim, dingin, sakin ve güzel bir sukunet sarsın içimizi. Önümüzdeki günlerde güzel sonbahar resimleri paylaşacağım sizinle. Yorumlarınız ve fikirleriniz için şimdiden teşekkür ederim. Hayatın akışında ve güvenle kalın. Sevgilerimle...
9 Ağustos 2015 Pazar
Hiç birimiz melek değiliz.
Merhaba,
Bu yazımda sizlerle biraz da içimiz deki kötülükle ilgili, kötü düşüncelerle ilgili konuşmak istiyorum. İyi olmak hiç kötü düşünmemek, hiç kötülük yapmamak anlamına gelmiyor. İyi insanlar trafikte hiç sinirlenmez diye bilir miyiz :) Elbette hayır. Hepimizin aklında her türlü düşünce geçiyor, bizler onları seçiyoruz düşünme biçimimizi de ve uygulayacak olduklarımızı da. Kötü olanları seçmiyoruz. Kötü olan bir çok şeyden haberimiz var ama seçmiyoruz. Trafik örneğini verdiğim için oradan geliştireceğim konuyu. Trafikte araç kullanıyor isem sadece direksiyonunu tuttuğum araca yön verebilirim. Var olan trafik kurallarına uyabilirim, bu şekilde güvenli yolculuk yapabilirim. Buna uymayan çok bilinçsiz, kuralsız araç kullanan başka insanlarla karşılaşıyoruz ama aracımızda yaptığımız yorumları onlar duymuyorlar, varsa yanımız da bizimle seyahat eden diğer kişiler duyuyor. Bu durumda kötü araç kullanan kişiye saysam, döksem, giydirsem onun haberi bile olmayacak. En fazla akan trafik içinde kızgın yüzümü görebilir yada el kol hareketimi. Onun daha iyi araç kullanmasını sağlayamadığım gibi benim ve beraberimde gelen kişininde kulaklarına duyabileceği en kötü cümleleri duyurmuş olurum boşu boşuna sinirimiz bozulduğu ile kalır. Zaten kuralları hiçe sayıp çok tehlikeli kullanıyorsa onu bildirmek gerekir. Onun dışındaki trafik magandalarını da görmezden geleceğiz.Yani aracımızı sağa çekip sağlam bir kavga etmeyeceğiz, birbirimizi son sürat hızla takip edip sıkıştırmayacağız ve kendimizi ve çevremizdekileri tehlikeye atmayacağız. Bazen korkunç hatalar yapanlar çıkıyor, kıl payı toparlıyorlar hatta beceremeyenler yüzünden de kazalar oluyor. Şimdi iyi olanı tercih etmek bizim elimizde, derken ne demek istediğimi anlayabilmişsinizdir.
Kafamızda melek haresi ile dolaşmıyoruz, alık yada saf değiliz, her şeyin farkındayız ve iyi olanı seçiyoruz. Biraz daha genişleteyim. Kolaydan kazanmayı değil, emekle kazanmayı. Ahlaklı olmayı, yardım sever olmayı, hataları yererek, ortaya dökerek düzeltmek yerine yapıcı eleştirilerle yaklaşmayı. Hoş görülü olmayı. Bütün bunları tercih ediyoruz. Aksi durumları bilmediğimizden değil; yapmamamız gerektiğini bildiğimiz için yapmıyoruz. İyilik ve kötülük hepimizin içinde önemli olan gerekli olduğu durumlarda hangisini seçeceğimizi bilmek daha doğrusu iyi olanı seçmeyi bilmek. Benim için tüm evrendeki en önemli kriter canlıya olan saygıdır. Yaşam hakkına saygı, varoluşuna saygı. Onun için nere de olursa olsun, hangi ülkede, hangi dinde, hangi cinsiyette, hangi statüde bu düşüncemi değiştirmem. Ondan ötürüde tarifsiz üzülüyorum göçlerle oradan oraya sürüklenip yaşam standartları düşen insanlara. Bilinçsizce planlanıp doğal yapının bozulmasına ve orada yaşayan endemik floranın harap edilmesine, (Yerel canlı yapısının bozulmasına) karada yada denizde hiç fark etmez. Elimizdeki teknoloji ile henüz gidecek başka bir gezegenimiz olmadığına göre bizim yaşamsal faaliyetlerimizi destekleyen; var olan koşullarımızı koruyarak yaşamalıyız, etrafımızda olan biten her şeye karşı iyi olmayı seçerek.
Sevgilerimle...
30 Temmuz 2015 Perşembe
YAŞANMIŞLIKLAR ÜZERİNE
Merhaba,
Bu gün yaşanmışlıklarımız dan bir şeyler paylaşmak istiyorum.Hayatımız da ki farklı yaşlarımız da ki farklı evrelerde yaşadıklarımızdan. Lise yaşlarımız da ki kaygılarımız, isteklerimiz, arzularımız, beklentilerimiz nelerdi? Üniversiteye gelince nelerle yer değiştirdiler. Çalışmaya başlayınca nelerle yer değiştirdiler? Evlenince nelerle ve Çocuklarımız olunca nelerle yer değiştirdiler? Bu sıralamayı devam ettirebiliriz. Bir çoğumuz hayatın akışı içinde beklentilerimizin de yaşanmışlıkları mızın da nasıl değiştiğini gözümüzde canlandıra bildik sanırım şimdi. Özellikle çocuklarımızın yaşam mücadele sin de onların tüm istek, beklenti ve kaygılarına çok iyi kulak vermeliyiz, çok iyi dinlemeli, çok iyi gözlemlemeliyiz. Bu dönemleri geçirirken bizim çok iyi rehberler olmamız gerekir. Çocuklarımızı en iyi tanıyanlar biziz; ebeveynleri. Hayatta karşımıza çıkan zorlukların bizim için hazırlanan aşamalar olduğuna inanırım. Sanki bir oyun gibi. Yendiğiniz her zorluk sizin atladığınız bir basamak gibidir. Zaten size zor gelen olayı çözümlediğiniz de hayat artık karşınıza o konuyla ilgili şeyler çıkartmaz. O konu hallolmuştur ve yerine farklı bir konu gelir. Tüm yaşanmışlıklarımız bizi daha iyi bir insan yapmak üzerine kurgulanmıştır. Daha insan yapmak üzerine.Tüm sivrilikler imiz den kurtulmamız için. Daha hoş görülü, anlayışlı, dürüst, adil, alçak gönüllü, sevgi dolu olmamız için. Dikkat edin tüm yaşanmışlıklar da mutlu sonla bitenler de hep yukarıda yazdığım konular da bir sınavdan geçip evrensel standartlarda bir çözüme gelebilmiş isek mutlu sona ulaşmışızdır. Çözümleyemediğimiz her pürüzlü noktamız için hayat önümüze türlü türlü şekiller de aynı konuyu çıkartıp durur. Her birimiz örneklerini çok yaşadık. Bazı deyimler de var bu konuda. Burnunu sürte sürte öğrendi, mesela. Ama çözüm burnu sürtmeden de belli olsa da biz yine de körelmesi gereken yada normal standartlara çekmemiz gereken yanlış tutumumuzu bilsek de aldırma dan illa ki bu böyle olacak diye ısrar ettiğimizde; hayatın akışı hemen devreye girip meseleyi çözene kadar türlü türlü çıkartır karşımıza aynı konuyu. Ne zaman hatalı nokta anlaşılır, normal çizgiye gelinir, hop basamak atlanır. Bu böyle uzar gider. Yaşanmışlıklarımız da hayat çizgimize göre değişir, aldığımız dersler de değişir, bazen de hiç alamadığımız dersler. Sonra çağımızın popüler hastalığı stres girer işin içine, melankoli; hep beni mi buluyor, hep bana mı oluyor. Böyle söyledikçe de hep bulur hep olur. Evren sonsuz kaynaklara sahiptir. Sen düşüncenle ne çekersen sana onu verir. Kalbin den ne geçirirsen, fikrin zikrin ne ise akıbetin de o olur. Sistem eksi sonsuzdan artı sonsuza bu şekil de çalışır. Nereden mi biliyorum, sizce?
Benim çözümüm ve sizlere de tavsiyem, başta anda olmak ve her zaman pozitif olmak, iyi niyetli olmak, yapıcı olmak,akıl mantık şuur üçlüsünü elden hiç bırakmamak, hoş görü, alçak gönüllülük, anlayışlı olmak, dinlemeyi bilmek, dürüst olmak başta kendine ve çevrendekilere ve olmazsa olmaz her şeye sevgiyle bakmak. Tüm bunları hayatımıza ne kadar çok geçirebilirsek, bütünle bütünleşip hayatın akışı içinde ve güvende olabiliriz.
Sevgilerimle...
27 Temmuz 2015 Pazartesi
MEMNUNIYET
Merhaba,
memnuniyet kelimesi ve bunun hissi hepimizin beğendiği bir durumdur. Sanıyorum dünya üzerindeki bir çok insan benzer görüşte olabilir benimle. Ancak tanımı hissi belli olsa da memnuniyetin sınırları yoktur. Elinizden gelenin en iyisini yapsanız da memnun olmayanlar olacaktır etrafınızda. Bazende sadece siz olarak günlük rutinlerinizi yaptığınızdan ondan da memnun olanlar olacaktır. Bu eğer çok şanslıysanız, değeriniz biliniyorsa yaşayabileceğiniz bir durum. Bir tatil anısı paylaşacağım sizinle. Memnuniyet konusunu da o yaşanmışlıklardan seçtim. Detayları değil benim çıkardığım ana fikri paylaşmak istiyorum. Siz elinizden gelenin en iyisini yapsanız da o anda durumu hatta günü kurtarsanız da etrafınızda ki insanlardan hala menuniyetsiz olanlar olacaktır. Bu sizin bulduğunuz çözümlerden, yaptıklarınızdan kaynaklanmamaktadır. Bu kişilerin kendi olumsuz görüşlerinden kaynaklanmaktadır. Kendileri aynı durumda olsalar sizin performansınızın çok altında davranarak bulduğunuz çözümlerin yakınından bile geçemeyecekler ama yinede sizinkinden de memnun değiller. O zaman hiç aldırmayacaksınız, zaten olabilecek en iyiyi yapmanın rahatlığı ile. Peki hepimiz birbirimizden farklı olduğumuza göre memnuniyetimiz nasıl doyuma ulaşacak. Beklenti içinde olmayacağız, kendi isteklerimizi, arzularımızı, amaclarımızı kendi ulaşılabilir alanımız içinde yapmaya calışacagız. Sadece insan olabilmeyi başarmak çok büyük bir erdemdir. Mutluluk bize çok yakın, içimizde bir yerlerde; ne kadar yaklaşabilirsek ona o kadar mutluyuz. Hayatın bize sunduğu, evrenin sonsuz bolluk ve bereketinin içinden diliyeceğiz, isteyeceğiz, olacak. Paylaşacağız, yardımlaşacağız çoğalacak. Bir süre sonra hayatın akışındaki güvenli yerimizi almış olacağız. Evrende, hayatın kendiside sürekli bir akış içindedir. Enerji yoktan var olmaz, sürekli biçim değiştirir. Vicdanımızın çok objektif bir değerlendirme aracı olduğunu söyleyemiyeceğim, yaşanmışlıklarla değişir. Biz evrensel doğruları bulup, hayatımızda yaşamaya başladığımızda, işte o zaman bütünle bütünleşme ve bütünün hayrına olma haliyle tanışıp kaynaşacağız.
memnuniyet kelimesi ve bunun hissi hepimizin beğendiği bir durumdur. Sanıyorum dünya üzerindeki bir çok insan benzer görüşte olabilir benimle. Ancak tanımı hissi belli olsa da memnuniyetin sınırları yoktur. Elinizden gelenin en iyisini yapsanız da memnun olmayanlar olacaktır etrafınızda. Bazende sadece siz olarak günlük rutinlerinizi yaptığınızdan ondan da memnun olanlar olacaktır. Bu eğer çok şanslıysanız, değeriniz biliniyorsa yaşayabileceğiniz bir durum. Bir tatil anısı paylaşacağım sizinle. Memnuniyet konusunu da o yaşanmışlıklardan seçtim. Detayları değil benim çıkardığım ana fikri paylaşmak istiyorum. Siz elinizden gelenin en iyisini yapsanız da o anda durumu hatta günü kurtarsanız da etrafınızda ki insanlardan hala menuniyetsiz olanlar olacaktır. Bu sizin bulduğunuz çözümlerden, yaptıklarınızdan kaynaklanmamaktadır. Bu kişilerin kendi olumsuz görüşlerinden kaynaklanmaktadır. Kendileri aynı durumda olsalar sizin performansınızın çok altında davranarak bulduğunuz çözümlerin yakınından bile geçemeyecekler ama yinede sizinkinden de memnun değiller. O zaman hiç aldırmayacaksınız, zaten olabilecek en iyiyi yapmanın rahatlığı ile. Peki hepimiz birbirimizden farklı olduğumuza göre memnuniyetimiz nasıl doyuma ulaşacak. Beklenti içinde olmayacağız, kendi isteklerimizi, arzularımızı, amaclarımızı kendi ulaşılabilir alanımız içinde yapmaya calışacagız. Sadece insan olabilmeyi başarmak çok büyük bir erdemdir. Mutluluk bize çok yakın, içimizde bir yerlerde; ne kadar yaklaşabilirsek ona o kadar mutluyuz. Hayatın bize sunduğu, evrenin sonsuz bolluk ve bereketinin içinden diliyeceğiz, isteyeceğiz, olacak. Paylaşacağız, yardımlaşacağız çoğalacak. Bir süre sonra hayatın akışındaki güvenli yerimizi almış olacağız. Evrende, hayatın kendiside sürekli bir akış içindedir. Enerji yoktan var olmaz, sürekli biçim değiştirir. Vicdanımızın çok objektif bir değerlendirme aracı olduğunu söyleyemiyeceğim, yaşanmışlıklarla değişir. Biz evrensel doğruları bulup, hayatımızda yaşamaya başladığımızda, işte o zaman bütünle bütünleşme ve bütünün hayrına olma haliyle tanışıp kaynaşacağız.
Sevgiyle kalın.
25 Temmuz 2015 Cumartesi
10 Temmuz 2015 Cuma
SÖZLER
Merhaba,
Sözler, konuşurken bizim en doğal yardımcımız. Kendimizi ifade biçimimiz. Bazen hayatımızı cennete, bazen de cehenneme çevirebilirler. Aslında genelde ikisinin ortasında oluruz Araf'ta. Kimiz biz, yaşama amacımız ne? Neler düşünürüz, nelerden mutlu oluruz? Nelere üzülürüz, nelerden seviniriz , nelerden korkarız. Tüm hayat bu anlatmaya çalıştığım karşıtlıklar üzerine denge de olmakla ilgili olarak şekillenmektedir. Sözlerimizle seçtiğimiz kelimelerimizle kedimizi anlatırız. Düşüncenin lisanı yoktur. O zamandan ve mekandan bağımsız olarak bazen takip edemeyeceğiniz kadar hızlı hareket eder, konudan konuya nasıl geçtiğini anlayamazsınız bile, sözler öyle değildir. Kazara bile ağzımızdan dökülse, istediğimiz gibi olmasa, karşımızdaki insanı çok üzse, yaralasa bile sözleri daha bilinçli bir şekilde düşünüp tasarlamışızdır . Bilinç altımızdan aniden çıkı vermezler, biz bilinçli yada bilinçsiz olarak bir ara onu düşünmüşüzdür.
Sözlerimizde seçtiğimiz kelimelerin, o kelimeleri oluşturan seslerin her birinin farklı frekansları ve o frekansların farklı enerjileri vardır. Bu şekilde sözler bizim anlatmak isteğimizin dışında karşımızdakinin de anlayabileceği kadarıyla anlam bulur. Frekans ve enerji boyutuna göre anlamlar değişir, kelimeler sadece sözlükte ne anlama geliyor ise o değildir. Yüklü oldukları enerjileri de an- lamları nı değiştirir. Şimdi bazılarınızın sesi kulağıma geli verdi. Zaten aynı dili konuştuğumuz insanlarla bile zor anlaşıyoruz birde bunları frekans ve enerji düzeyi ile değişme durumu varmış biz şimdi nasıl anlaşacağız. Doğru enerjiye sahip insanlarla yolumuz kesişecek bir yerde ve sözcüklerimizde o zaman asıl anlamlarını alacaklar. Bunun dışındaki durumları ise akıl mantık şuur kullanarak kendimize en az zarar verecek şekilde atlatacağız.
O kadar çok tur ki bunun örnekleri her birimizin etrafında, öyle çok uzaklara bakmaya gerek yok.
Hayatımızda her zaman güzel sözler söylemek ve güzel sözler duymak dileklerimle.
Sevgiler...
6 Temmuz 2015 Pazartesi
ÇOCUK GÖZÜYLE- BÜYÜK GÖZÜ
Merhaba, diliyorum Tatiliniz başlamıştır, yada başlamasına az kalmıştır. Yok; tatil matil yoksa o zaman hafta sonlarınız süper geçiyordur, sanki tatil tadında. Bu gün sizlerle çocuk gözüyle büyük gözünün ne kadar farklı gördüğünü ve farklı yorumladığını konuşmak istedim. Yoga öğretmenim Deniz yoga derslerimizden birinin sonunda Sude'm e uslu durduğu için sticker folyosu verdi. Sude (kızım 6 yaşında) bi ara o folyodaki stickerları alıp laptobın klavyenin altında kalan boşluklara değişik bi şekilde yapıştırmış, baktım aslında pekte sevimli olmuş. Laptobu ben babası ve kendisi karışık kullandığımız için bunlar üstünde olsun mu olmasın mı bilemedim. Sonra zaten yapıştırılma biçimi de bana değişik geldiğinden ben onları çıkartıp boşlukların şekline, stickerların rengine ve ne olduğuna göre alıp tekrar dağıtarak yapıştırdım. Sude' yi de çağırıp "sudeciğim bak bunları buraya yapıştırman iyi olmuş canım çok sevimli oldu laptobımız" dedim.
Sude geldi baktı evet çok güzeller, anne yerlerini değiştirmişsin deyip ben ellemeden önceki haline getirdi; her şeyi aynı yerlere koydu. Çok şaşırdım tabi nasıl yerlerini hatırlıyor diye? Sonrada onlarla oluşturduğu hikayeyi anlattı :) . Çok sevimli bir öykü yapmış ve onlarda öykünün figürleriymişler. Böylece çok temiz bir şekilde yerlerini hatırladı. Sanırım bu öyküleme yöntemini bir şeyler öğretirken de kullanıyorlar okulda da. Şimdi aklıma organlarımızı öğrenirken öğretmenin anlattığı hikaye geldi. Mide Karaciğerin kankisiymiş, bağırsaklar ikimizinde adı bağırsak karışıklık olmasın seninki ince bağırsak olsun benimki kalın bağırsak olsun vs uzuyordu hikayesi.
Çocuk gözüyle büyük gözü olayları tamamen farklı görebiliyor; çocuklarımızın tercihlerine dikkat edersek onları daha iyi tanımış oluruz, yaptıklarının mutlaka bizim göremediğimiz açıklamaları vardır. Biraz onların gözüyle bakarsak daha rahat anlaşabiliriz.
Çok şanslı anneleriz bizler, bir çok bilgiye çok rahat ulaşabiliyoruz. Özellikle İzmir'de okullar açısından güzel tercihler yapabiliyoruz. Gerçekten tüm kalbimle devlet okullarının özel okullardan bir farkı olmamasını çok isterdim bu konuyu başka bir yazımda paylaşacağım.
Sevgiyle kalın :)
Sude geldi baktı evet çok güzeller, anne yerlerini değiştirmişsin deyip ben ellemeden önceki haline getirdi; her şeyi aynı yerlere koydu. Çok şaşırdım tabi nasıl yerlerini hatırlıyor diye? Sonrada onlarla oluşturduğu hikayeyi anlattı :) . Çok sevimli bir öykü yapmış ve onlarda öykünün figürleriymişler. Böylece çok temiz bir şekilde yerlerini hatırladı. Sanırım bu öyküleme yöntemini bir şeyler öğretirken de kullanıyorlar okulda da. Şimdi aklıma organlarımızı öğrenirken öğretmenin anlattığı hikaye geldi. Mide Karaciğerin kankisiymiş, bağırsaklar ikimizinde adı bağırsak karışıklık olmasın seninki ince bağırsak olsun benimki kalın bağırsak olsun vs uzuyordu hikayesi.
Çocuk gözüyle büyük gözü olayları tamamen farklı görebiliyor; çocuklarımızın tercihlerine dikkat edersek onları daha iyi tanımış oluruz, yaptıklarının mutlaka bizim göremediğimiz açıklamaları vardır. Biraz onların gözüyle bakarsak daha rahat anlaşabiliriz.
Çok şanslı anneleriz bizler, bir çok bilgiye çok rahat ulaşabiliyoruz. Özellikle İzmir'de okullar açısından güzel tercihler yapabiliyoruz. Gerçekten tüm kalbimle devlet okullarının özel okullardan bir farkı olmamasını çok isterdim bu konuyu başka bir yazımda paylaşacağım.
Sevgiyle kalın :)
4 Temmuz 2015 Cumartesi
INTERNET MUCIZESI
İnternet, hayatımızda olmazsa olmazlardan;kullanıcısına tabi. Dünya üzerinde hiiç kullanmadan yaşayan insanlarda var. Ben size biraz kullanımla ilgili değişik olayları yazmak istiyorum. İsmi birbiri ile benzerlik taşıyan çok insan var. Bir çok sosyal paylaşım sitesi var. Hatta takibini yapmak hayli zaman alıyor ve çok ta kolay değil. Her ne kadar programlar birbiriyle bağlantılı çalışsa da teknoloji ile arası iyi olmayan insanlara bunları yaptırmak tam bir işkence oluyor.
Artık hayatımızda hemen hemen her yerde var, Seda diye çok sevdiğim bir arkadaşımın lafı vardı Dünya üzerindeki tüm kıtalar da yaşan her hangi iki kişi arasında 7 tane kişiyle sağlanan bir bağlantı mutlaka vardır diye. Bunun gerçek olduğunu kullandığımız sosyal paylaşım sitelerindeki ortak arkadaşlarımızdan yada tanıdıklarımızdan göre biliyoruz. Şimdi çocuklarımız doğar doğmaz tabletlerin akıllı telefonların içine doğuyor. Hatta Baattin'in bir karikatüründe sahibinden daha akıllı olan telefonlar var yazısını okuduğumda bir kaç dakika sonra rehberime eklemem gereken birinin numarasını eklemeyi unutup başka aramalar yaptım.Sonra o kişiyi eklemeyi unuttuğumu fark ettim. Hay allah ne yapacağım derken gelen aramalarda nosunun olduğunu hatırlayıp oradan alarak numarayı kişiyi kaydettim. Yada yine akıllı telefonlara bir dünya para verip alıyoruz sürekli güncelleniyorlar, sıkıysa yapma bu güncellemeleri telefonunu bile düzgün kullanamıyorsun. Bir başka arkadaşımında böyle bir güncellemeye ihityacı olduğunda what's up grubumuzdan ona neler yapacağını yazdığımda Serap bu yazılanlar bana çince gibi geliyor en iyisi ben yarın bir telefoncuya gidip yaptırayım dediğini.
Nerelere gittiniz, kimlerle gittiniz, hangi kısımlarını paylaşmak ,istiyorsunuz ve bunu dünyadaki kimlerle paylaşmak istiyorsunuz. Bu detaylara çok dikkat etmek gerekiyor. Sonra özel hayatın mahremiyeti diye bir kavram kalmıyor ortada; zaten bunun eğitimi okullarımızda henüz çok sağlıklı verilemiyor. Etkin medya kullanımı, etkin internet kullanımı. Biz yetişkinler olarak ne kadar bilinçliyiz ki bir de çocuklarımıza aile şifresi koyuyoruz, yok zaman kısıtı getiriyoruz. Ama ellerinin altında sınırsız bir evren var internetle ulaşabilecekleri.
Daha geçenlerde üye olduğum bir mail grubunda kitapçılarda satılan kitaplarda çocuklar için belirtilen yaş gruplarında nasıl hatalı seçiler yapıldığı konusu konuşuldu , fikirler payaşıldı. İnternette en büyük sorun bazı yetişkinlerin ve özellikle çocukların hangi bilgiye nasıl ulaşacakları konusu. Sanırım başta kendimiz bilmeli ve uygulamalıyız, İkinci olarak ta çocuklarımıza kitaplardaki , filmlerdeki, internet aracılığı ile ilgili girdikleri sitelerdeki yaş kısıtlamalarının neden gerekli ve önemli olduğunu kendimiz anlatmalıyız. Tabi ki bilgiye ulaşacaklar, yaşlarına, cinsiyetlerine ve ilgi alanlarına uygun olacak şekilde.
İşte biz sevgili anne babalar bu konuları biz bilmezsek, takip etmezsek çocuğumuzun ne yaptığından nasıl haberimiz olacak.
Bir tanıdığım benim .... sayfam yok hiç te ihtiyaç duymuyorum dedi. ( çook popüler bir sosyal paylaşım sitesi için) kızı da benim kızım kadar, o zaman ilerde büyüyüp kızın bir sayfa hesabı edindiğinde seninde olur o zaman öğrenirsin dedim.
Teknolojiyi, özellikle interneti iyi tanımamız kullanmamız gerekmekte. PC karşısında geçirilen zamanı artıya geçirip güzel şeyler bulmak ve paylaşmak için başka yapabileceğimiz hiç bir şey yok.
Sevgilerimle...
Artık hayatımızda hemen hemen her yerde var, Seda diye çok sevdiğim bir arkadaşımın lafı vardı Dünya üzerindeki tüm kıtalar da yaşan her hangi iki kişi arasında 7 tane kişiyle sağlanan bir bağlantı mutlaka vardır diye. Bunun gerçek olduğunu kullandığımız sosyal paylaşım sitelerindeki ortak arkadaşlarımızdan yada tanıdıklarımızdan göre biliyoruz. Şimdi çocuklarımız doğar doğmaz tabletlerin akıllı telefonların içine doğuyor. Hatta Baattin'in bir karikatüründe sahibinden daha akıllı olan telefonlar var yazısını okuduğumda bir kaç dakika sonra rehberime eklemem gereken birinin numarasını eklemeyi unutup başka aramalar yaptım.Sonra o kişiyi eklemeyi unuttuğumu fark ettim. Hay allah ne yapacağım derken gelen aramalarda nosunun olduğunu hatırlayıp oradan alarak numarayı kişiyi kaydettim. Yada yine akıllı telefonlara bir dünya para verip alıyoruz sürekli güncelleniyorlar, sıkıysa yapma bu güncellemeleri telefonunu bile düzgün kullanamıyorsun. Bir başka arkadaşımında böyle bir güncellemeye ihityacı olduğunda what's up grubumuzdan ona neler yapacağını yazdığımda Serap bu yazılanlar bana çince gibi geliyor en iyisi ben yarın bir telefoncuya gidip yaptırayım dediğini.
Nerelere gittiniz, kimlerle gittiniz, hangi kısımlarını paylaşmak ,istiyorsunuz ve bunu dünyadaki kimlerle paylaşmak istiyorsunuz. Bu detaylara çok dikkat etmek gerekiyor. Sonra özel hayatın mahremiyeti diye bir kavram kalmıyor ortada; zaten bunun eğitimi okullarımızda henüz çok sağlıklı verilemiyor. Etkin medya kullanımı, etkin internet kullanımı. Biz yetişkinler olarak ne kadar bilinçliyiz ki bir de çocuklarımıza aile şifresi koyuyoruz, yok zaman kısıtı getiriyoruz. Ama ellerinin altında sınırsız bir evren var internetle ulaşabilecekleri.
Daha geçenlerde üye olduğum bir mail grubunda kitapçılarda satılan kitaplarda çocuklar için belirtilen yaş gruplarında nasıl hatalı seçiler yapıldığı konusu konuşuldu , fikirler payaşıldı. İnternette en büyük sorun bazı yetişkinlerin ve özellikle çocukların hangi bilgiye nasıl ulaşacakları konusu. Sanırım başta kendimiz bilmeli ve uygulamalıyız, İkinci olarak ta çocuklarımıza kitaplardaki , filmlerdeki, internet aracılığı ile ilgili girdikleri sitelerdeki yaş kısıtlamalarının neden gerekli ve önemli olduğunu kendimiz anlatmalıyız. Tabi ki bilgiye ulaşacaklar, yaşlarına, cinsiyetlerine ve ilgi alanlarına uygun olacak şekilde.
İşte biz sevgili anne babalar bu konuları biz bilmezsek, takip etmezsek çocuğumuzun ne yaptığından nasıl haberimiz olacak.
Bir tanıdığım benim .... sayfam yok hiç te ihtiyaç duymuyorum dedi. ( çook popüler bir sosyal paylaşım sitesi için) kızı da benim kızım kadar, o zaman ilerde büyüyüp kızın bir sayfa hesabı edindiğinde seninde olur o zaman öğrenirsin dedim.
Teknolojiyi, özellikle interneti iyi tanımamız kullanmamız gerekmekte. PC karşısında geçirilen zamanı artıya geçirip güzel şeyler bulmak ve paylaşmak için başka yapabileceğimiz hiç bir şey yok.
Sevgilerimle...
SABIR
Merhaba. Nasılsınız? Sanırım sabır ve sabırlı olmak konusunda dünya üzerinde yazılan çizilen konuşulan ve yaşanan neredeyse her şey gerçek. Bende size bir kaç örnek vermek istiyorum. İki yıl önce özellikle gül ağacının titreşimlerinin çok yüksek enerjili olduğunu okuduktan sonra mutlaka benim evimde de olmalı deyip bir tane gül ağacı fidanı aldım. Çeşme Ildır'dan yaşlı bir çiçekçi amcadan aldım. Gezegenimizin en büyük canlı grubu bitkileri bende çok seviyorum. Gül ağacı fidanım aldığımda bir metre uzunluğunda vardı yaklaşık olarak. Eve getirdim balkonda en uygun olduğunu düşündüğüm yere koydum.yaklaşık 1 ay kadar yeşildi ve üzerindeki zaten açmış olan gülü ve bir tomurcuğu vardı. Sonra o tomurcukta açtı. Dediğim gibi bir ay boyunca yeşil ve güllü idi hayran hayran büyümesini izliyordum. Sonra güllerin zamanı geçti, tüm yaprakları döküldü o kadar çok üzüldüm ki sadece bir sopa kaldı geriye. Ne zor muş gül ağacı yetiştirmek diye düşündüm.
Bir başka çiçekçiden çiçek alırken dükkanın önündeki parkta kısacık ama bolca açmış olan güller gördüm ve sordum; sanırım siz bu güllere özel bir şey yaptınız,küçücükler ama ne çok açmışlar. Çiçekçi arada sırada kola içtikten sonra bardağın dibinde kalanı bekletiyorum tüm asidi kaçtıktan sonra gülün dibine döküyorum çok iyi geliyor dedi. Bu bilgiyle eve dönünce ilk işim yapmak oldu tabi. Yinede yaklaşık olarak tüm yazı ve kışı çubuk olarak geçirdi gül ağacım ama ben sabırla onu sulamaya devam ettim. Derken bir sabah üzerinde hemde bir çok farklı yerinde minicik yaprak filizleri görmeye başladım, ne eşsiz bir mutluluktu anlatamam. Bu sabrın içinde sanırım birazda yaşamasını çok istediğim için inatçılıkta vardı. Şimdi gül ağacım yaklaşık 3 metrelik sarmal şeklinde çok dallı olarak büyüyor. İyi ki onu canlı tutabildim. O kadar güzel ki yaklaşık bir yıl boyunca o sopayı suladığım için sonunda bu güzelliğe sahip olabildim.
Şimdi öğüt zamanı değil tabi ki, hepimizin aklı algısı kendine yeter,eminim sabırla başardığınız muhteşem güzellikler vardır her birinizin.
Sizde yorumlarda kendi hikayeciklerinizden paylaşırsanız memnun olurum.
Hayatın akışıyla uyumlu ve Sevgiyle kalın.
Bir başka çiçekçiden çiçek alırken dükkanın önündeki parkta kısacık ama bolca açmış olan güller gördüm ve sordum; sanırım siz bu güllere özel bir şey yaptınız,küçücükler ama ne çok açmışlar. Çiçekçi arada sırada kola içtikten sonra bardağın dibinde kalanı bekletiyorum tüm asidi kaçtıktan sonra gülün dibine döküyorum çok iyi geliyor dedi. Bu bilgiyle eve dönünce ilk işim yapmak oldu tabi. Yinede yaklaşık olarak tüm yazı ve kışı çubuk olarak geçirdi gül ağacım ama ben sabırla onu sulamaya devam ettim. Derken bir sabah üzerinde hemde bir çok farklı yerinde minicik yaprak filizleri görmeye başladım, ne eşsiz bir mutluluktu anlatamam. Bu sabrın içinde sanırım birazda yaşamasını çok istediğim için inatçılıkta vardı. Şimdi gül ağacım yaklaşık 3 metrelik sarmal şeklinde çok dallı olarak büyüyor. İyi ki onu canlı tutabildim. O kadar güzel ki yaklaşık bir yıl boyunca o sopayı suladığım için sonunda bu güzelliğe sahip olabildim.
Şimdi öğüt zamanı değil tabi ki, hepimizin aklı algısı kendine yeter,eminim sabırla başardığınız muhteşem güzellikler vardır her birinizin.
Sizde yorumlarda kendi hikayeciklerinizden paylaşırsanız memnun olurum.
Hayatın akışıyla uyumlu ve Sevgiyle kalın.
Etiketler:
Annelik,
Bitkiler,
Cicek,
Çocuk,
doga,
Güller,
Hayat,
Meditasyon,
Sabır,
Serap Gers,
Sevgi,
Yoga
3 Temmuz 2015 Cuma
BAŞLANGIÇLAR VARMAK İSTEDİĞİMİZ YERLERE ULAŞTIRIR BİZİ...
Merhaba sevgili okurlarım ( bu kelimeyi yazarken bile çok heyecanlandım) uzun zamanıdır blog yazmayı düşünüyordum; ancak bu güne başlangıç yapabildim. Aslında blog'umdan hayattan, yaşamaktan ne beklediğim, ne anladığım, düşlerim, hayatımızın kolaylıkları ve zorluklarıyla ilgili paylaşımlar yapmak istiyorum. Ege Üniversitesinden mezunum Su ürünleri Mühendisiyim ve ikinci üniversite olarak İşletme de okudum. Evliyim ve 6 yaşında bir kızım var. Üniversite yıllarında ucundan kıyısından da olsa bol bol yüzerek yaşamımızdan sporu hiç çıkarmadık ama araya giren yıllar çok köreltti bu yönümü. Ben izin verdim birazda böyle olmasına ancak çok iyi bir manevra ile 6 aydan beri yoga dersleri alıyorum. Sağ olsun Öğretmenim yakın bir arkadaşım ve dünyalar tatlısı bir insan; Deniz. Onu tanıyanlarınız da vardır eminim. Bizim evde yoga yaparken Sude'm de etrafımızda oluyor genelde. Meditasyon kısımlarında içe dönmek gerektiğinde Sude bu zamanlarda özellikle benimle temas halinde olmayı çok seviyor. O zaman diyorum ki Deniz'e; içime dönüyorum oradan SUDE'm çıkıyor. Yada başka bir meditasyon kısmında, tüm kimliklerimiz bir kenara bırakıyoruz diyor Deniz; o sırada Sude yine dibime gelmiş ve saçlarımla oynuyor oluyor. Deniz'e diyorum ki; Denizciğim kimliklerim peşimi bırakmıyor. Sonsuz şükür ki bırakmıyor.
Yani biraz insan olma, biraz annelik mücadelesi, biraz eş olmakla ilgili, biraz çalışan kadın olmak, biraz yoga yapan; biraz el faaliyetleri yapan, biraz arkadaşlarıyla toplanıp yiyip içmeyi seven bir kadın olmak adına yazacağım. Sizlerle paylaşmak istediğim çok konu var. Geri dönüş yaparsanız çok memnun olurum.
Bu arada aramızda ki bir çoklarımız gibi zaman fakiri bir insanım, fırsat buldukça yazacağım. Yorumlarınıza aynı gün dönüş yapamasam da mutlaka devam eden günlerde dönüş yapacağım.
Sevgi ve dostluk yolumuzu aydınlatsın, dürüstlük rehberimiz olsun. Varlığınıza şimdiden sonsuz teşekkürler.
Sevgilerimle
Serap Gers
Etiketler:
Annelik,
Çocuk,
Deniz,
Eş,
Hayat,
İçmek,
İzmir,
Meditasyon,
Serap Gers,
Sevgi,
Yemek,
Yoga
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

